Karın ağrısı çekenler dikkat!

Uzun süren ağrılar ve kabızlık neyin belirtisi?
Karında doygunluk hissi, geçmeyen Ağrılar ve kabızlık gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kolon kanseri, görülme sıklığı bakımından dünyada üçüncü, fakat kansere bağlı ölümlerde ikinci sırada yer alıyor. Ailesinde kanser öyküsü bulunan bireylerde daha sık ortaya çıkan kolon kanseri erken evrede tanı ve doğru tedavi planlaması ile kontol altına alınabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Yaşar Tuna, kolon kanserinin belirtileri ve erken tanının önemi hakkında bilgi verdi.

1 cm’den büyük polipler risk faktörü
“Kolon” diye adlandırılan kalın bağırsak, yaklaşık 2 metre uzunluğundaki sindirim sisteminin en sık kanser görülen kısmıdır. Kalın bağırsak kanserlerinin % 80’den fazlası bağırsaktaki polip denilen yapılardan kaynaklanır. Polipler, bağırsağın iç yüzünde oluşan ve bağırsak içine doğru uzanan yapılardır. Kalın bağırsakta polip bulunma olasılığı yaş ilerledikçe artmaktadır. 50 yaş üzerindeki insanların %25 -30’unda, 70 yaşındaki insanların da yaklaşık yarısında polip bulunmaktadır. Polip çapının 1 cm’den büyük olması, birden fazla polip bulunması kansere dönüşüm olasılığını artırmaktadır. 1 cm’den küçük poliplerin %1’den azı kansere dönüşürken, 1 cm’den büyük poliplerde bu oran 10 yılda % 10, 20 yılda da % 25’lere çıkmaktadır.

Hayvansal yağ tüketimini sınırlandırın
Kolon kanserinin nedeni kesin olarak bilinmemektedir fakat oluşumunda etkili olan bazı çevresel ve genetik nedenler vardır. Ailesinde kolon kanseri olan kişilerin kansere yakalanma riski daha yüksektir. Ayrıca daha önceden meme ve yumurtalık kanseri geçirmiş kişilerde ve ailelerinde kolon kanseri gelişenlerde görülme sıklığı fazladır. Bunların dışında ülseratif kolit ve Crohn hastalığı da kolon kanseri ihtimalini arttırmaktadır. Beslenme, kolon kanserinin oluşumunda önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle Batı tipi Diyet kanser riskini arttırmaktadır. Yapılan araştırmalar, hayvansal yağların tüketiminin kolon kanserinin oluşumunda etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca bazı kimyasal maddelerin kullanımı risk oluşturmaktadır.

Kansızlık ve halsizlik belirtiler arasında
Kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıcıdır. En çok karşılaşılan şikayetler arasında kabızlık veya barsak davranışlarında değişiklik gelmektedir. Kabızlığın ardından hastada ağrı atakları başlar ve bunu genelde ishal takip eder. Bazen kansızlık, halsizlik ve makattan kanamaya yol açabilir. Erken evrede bağırsak lümeni henüz daralmamıştır ve belirtiler tanı koymak için bazen yeterli olamamaktadır. Bu yüzden hastada bu gibi şikayetler varsa, mutlaka bir uzmana başvurulması gerekmektedir. Dışkıda gizli kan tespit edilen hastalar kolon kanseri açısından mutlaka incelenmelidir. Görüntüleme yöntemleri kalın bağırsaktaki herhangi bir anormalliği ortaya koymaktadır.

Kolonoskopi ile konulan erken tanı hayat kurtarıyor

Kolonoskopi, erken evre kolon kanserlerinin saptanması için çok önemlidir. Erken tanı konulması hayat kurtarıcı olduğundan 50 yaşını tamamlayan bireylerde mutlaka kolon kanseri tarama tetkikleri düzenli olarak yapılmalıdır. Kolonoskopi ile hastanın bütün kalın bağırsağı görüntülenir. Görülen tüm polipler çıkartılma, gerekli görülen durumlarda da bağırsaktan parça alınarak incelemeye gönderilmektedir. İşlem uzmanlar tarafından yapılmalı ve tüm kolon çok iyi incelenmelidir. Uyutularak yapılan işlem, hasta için çok güvenli ve konforlu bir işlemdir. Erken evre kolon kanseri tanısı için tarama her 50 yaş sağlıklı bireyde başlamalı ve 5-10 yılda bir tekrarlanmalıdır.

İftardan sonra kaç bardak su içmeliyiz?

Vücutta su ve mineral kaybını önlemek için iftardan sonra en az 10 bardak su içilmesi gerektir.

Ramazan’ın bu sene yaz aylarının en sıcak ve uzun günlerine denk gelmesiyle birlikte oruç tutan kişilerin aç kalma süresinin de bir hayli uzun olduğunu vurgulayarak Bu sıcak günlerde vücutta oluşabilecek sıvı ve mineral kaybı oldukça önem taşıyor. Ramazanda oruç tutayım derken sağlığınızdan olmamanız için alacağınız birkaç önlem ile ramazan ayını oldukça sağlıklı geçirebilirsiniz.

“İftardan sonra en az 10 bardak su için”

Sıcak ve nem artışıyla birlikte vücut ısısının da artmakta ve aşırı terlemeye bağlı olarak vücutta su ve mineral kaybı olabilir.Dolayısıyla vücudun elektrolit dengesi bozulabilmektedir. Buna bağlı olarak bayılma hissi, bulantı ve baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir. Bu nedenle ramazan ayında oruçla birlikte kaybedilen sıvı miktarı mutlaka telafi edilmelidir. Bunun için oruç tutulmayan zaman içinde 2-2,5 litre (ortalama 10-12 bardak) su içilmelidir. Cacık, komposto gibi içecekler sıvı alımı için sağlık tercihler olabilmektedir. Buna ek olarak ayran da kaybedilen sıvı ve sodyum kaybı için ramazanda iyi bir içecek seçimidir. Yine sodyum ihtiyacı yemeklerle birlikte alınan normal tuz miktarı ile de karşılanmaktadır. Potasyum ihtiyacı ise muz, kavun, kayısı, kuru baklagiller, patates gibi besinlerle karşılanabilir.

“İftarda yemeğe birden yüklenmeyin”

Ramazan’da tüm gün ve uzun süren aç kalma halinin iftarda son bulmasıyla birlikte birçok kişinin birden yemeye yüklenebilir. Bu durumun özellikle mideye verebileceği zararı engelleyebilmek için, iftar zamanı öncelikle oruç çorba ile açılmalı ve ana yemek için en az 10 dakika beklenilmelidir. İftardan en az 2 saat sonrasında tatlı tercih edilmelidir. Tatlı olarak ise şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü hafif tatlılar tercih edilmelidir. Ramazan ayı ile birlikte beslenme alışkanlıklarımız da tamamen değişebilmektedir. Kilo alımı, kilo kaybı, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, hazımsızlık, kabızlık, tansiyon ve şeker yükselmesi ve kalp krizi ramazan ayı boyunca sık karşılaştığımız sağlık sorunlarıdır. Ancak bu ay boyunca beslenmede dikkat edilebilecek bazı noktalarla ramazan ayını sağlıklı ve rahat bir şekilde geçirmek mümkün. Sahur ihmal edilmemelidir. Edildiği takdirde uzun süre aç kalma hali mide problemleri, kan şekeri düşmesi, halsizlik ve yorgunluk oluşturabilmektedir. Kola, şekerli ve asitli içeceklerden, kızartmalardan, karbonhidrat açısından zengin hamur tatlıları, şerbetli tatlılar, kurabiyeler, yağlı hamur işleri ve çok yağlı ana yemeklerden kaçınılmalıdır. Sağlıklı sıvı tüketimi için; en başta bol su, yeşil çay, rezene çayı, maden suyu ve az şekerli komposto ve hoşaflar tercih edilmelidir.

“İftar sonrası mutlaka yürüyüş yapın”

Oruç açıldıktan sonra tüm gün aç kalan karnın doymasıyla birlikte mide de şişkinlik oluşabildiğini dile getirerek bu şişkinliğin ve yenilen yemeğin hazmedilmesi için iftardan sonra en az bir yarım saat yürünmesinin sağlık açısından faydalı olabilir.

Ramazan ayında ağız kokusuna çözüm önerisi

ODÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Çanakçı, Ramazan ayında ağız kokusunun giderilmesi için önerilerde bulundu.

Ramazan ayında dişlerin yeni bir fırça ile macunsuz şekilde temizlenmesi halinde ağız kokusunun yüzde 90 oranında azalabileceği bildirildi.

Ordu Üniversitesi (ODÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Varol Çanakçı, ağız kokusunun, sosyal ve psikolojik problemlere yol açabildiğini söyledi.

Çok yaygın bir durum olan ağız kokusunun kişileri bazen zor durumda bırakabildiğini anlatan Çanakçı, “Toplumumuzda çok sık görülen bu hastalık bugünlerde daha çok ortaya çıkabiliyor. Ağız kokusu ramazan ayında daha çok gündeme geliyor. Ağız kokusunu fark eden insanlarda zamanla psikolojik sorunlar da oluşuyor. Bu durum bazı hastalıkların habercisi olabiliyor. Örneğin mide, bağırsak, karaciğer veya ağızla ilgili diş çürüğü gibi hastalıklara neden oluyor. Bu yönüyle de haber verici bir özelliği var.” diye konuştu.

Farklı şekillerde ağız kokusuyla karşılaşıldığına dikkati çeken Çanakçı, tükürük akışının az olduğu zamanlarda da ağız kokusunun oluşabileceğini dile getirdi.

Çanakçı, dil sırtındaki bakteri ya da sindirim sitemindeki gazlar nedeniyle koku meydana gelebileceğini belirterek, şöyle devam etti:

“Sabah uyanıldığında bu nedenlerle ve gıda atıkları sebebiyle ağızda koku oluşuyor. Bununla beraber oluşan kokuyla tükürük akışı da azdır. Çünkü herhangi bir faaliyet olmadığı için tükürük hızı yavaştır. Sabah vaktinde diş fırçalandığında ve kahvaltı yapıldığında tükürük akışı artar, koku da ortadan kalkar. Yiyeceklerin de koku oluşumuna katkısı vardır. Özellikle soğan, sarımsak gibi ürünler tüketildiğinde koku verici moleküller oluşturuyorlar. Koku verici moleküller sindirimle kana geçer, kanla akciğerlere, akciğerden de konuştuğumuzda nefesimiz kokulu çıkar.”

“Ramazan ayında olan ağız kokusu fizyolojiktir”

Ağızdaki yaralanma, ağız hastalığı, diş enfeksiyonu, periodontal hastalıklar, diş eti kanaması, diş çürümesi gibi sağlıksal sorunların kokuya sebep olduğunu aktaran Çanakçı, bu hastalıkların tedavi edilerek kokunun ortadan kaldırılabileceğini dile getirdi.

Ramazan ayında ağız kokusu şikayetinin çok sıkça dile getirildiğini vurgulayan Çanakçı, “Ramazan ayında olan ağız kokusu fizyolojiktir. Kişi sabah uyandığında tükürük akışı azdır, bakteriler artmıştır. Bu nedenle de ağızda kokar. Ramazanda uzun süreli açlık yaşanır. Vücut yeterli besin alınmadığı için bu eksikliği kapatmak için vücuttaki yağları ve proteinleri parçalıyor. Parçalama sonucu kimyasal kokular ortaya çıkıyor. Su içildiğinde ve diş fırçalandığında koku gidiyor. Ancak sahurda yediğimiz yiyeceklerin soğan, sarımsak gibi koku verici özelliklerinin olmaması gerekiyor.” diye konuştu.

Çanakçı, ramazan ayında yaşanan ağız kokusunun psikolojik ve manevi bakımdan insanları etkilememesi gerektiğinin altını çizerek, “Ramazan ayında soğan, sarımsak, aşırı kafein gibi ağız kokusuna sebep olacak ürünleri kullanmamamız lazım.” dedi.

“Yeni fırça ile diş temizlenebilir”

Oruçlu bir kişinin yeni bir fırça yardımıyla dişini temizleyebileceğini aktaran Çanakçı, şunları kaydetti:

“Ramazan ayında ağız kokusu için sabah uyanıldığında bir önerim var. Yeni bir fırça alınmalı, hiç macun değmemiş. Bu fırça ile dişler tek tek fırçalanacak. Dil sırtı da aynı şekilde temizlenerek ağız çalkalanmalı. Yaptığım araştırmada orucu kaçıran bir yönü yok. Fırçalama sonucu yüzde 90 oranında ağız kokusu giderilecektir. Bu fırçalama gün içerisinde birkaç defa tekrarlanabilir. Ancak macun kullanılmadan, kuru bir fırça ile bu işlem yapılmalıdır.”

Prof. Dr. Varol Çanakçı, sahur vaktinde en son tüketilen ürünün “su” olması gerektiğine işaret ederek, “Sahurda süt, çay, kahve içilebilir. Ancak en son içecek su olmalıdır. Çünkü sütün içerisindeki yağın diş üzerinde duruyor. Diş ve diş eti serttir. Yiyecek ile süt, çay ve kahvenin bileşenleri dişte kalabiliyor. Bunlar içilebilir fakat en son su içilmelidir. Suyun temizleyici, akıcı özelliği vardır. Mutlaka yatmadan önce de dişlerin fırçalanması gerekiyor.” şeklinde konuştu.

Diyabet hastaları oruç tutabilir mi?

Sivas Numune Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doktor Fettah Acıbucu, Ramazan ayında diyabet hastalarının oruç tutmalarının sakıncalı olduğunu, oruç tutanların uzun süren açlık dönemi nedeniyle çok büyük sıkıntılar yaşayabileceğini söyledi.

Oruç tutan diyabet hastalarında, hem düzensiz beslenme hem de tedavilerinin aksatılması nedeniyle ciddi sorunlar meydana gelebiliyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doktor Fettah Acıbucu, çok uzun süren bir açlık dönemi olduğunu tıbben diyabet hastalarının oruç tutmalarının sakıncalı olduğunu belirtti.

Diyabet hastalarının oruç tutması nedeniyle yaşayabileceği sıkıntılara değinen Doktor Acıbucu, “Diyabet hastalarının bu kadar uzun süre aç kalmasıyla kan şekeri düşüklüğü, yükselmeler yaşayabilirler. Çok ciddi sıkıntılara neden olabilir. Onun için diyabet hastaların oruç tutmaları sakıncalı. Riskleri düşük riskli ve yüksek riskli olarak ayırabiliriz. Özellikle Tip 1 diyabet hastalarının oruç tutmasını önermiyoruz. TİP 2 diyabetlilere de daha çok insülin kullananlara oruç tutmamasını ciddi hipoglisemi yaşayabileceklerini veya hiperglisemi yaşayabileceklerini anlatıyoruz. Bunlar riskli hastalar özellikle yaşlı hastalar, evde yalnız yaşayan insanlar, şekerinin düştüğünü fark edemeyen kişiler bunlar riskli tutmaması gerekir. Ama bazı hastalarımız bu uyarılarımıza rağmen tutmak istiyor. Hipoglisemi düşük riskli ilaçlarımız var. Onları kullananlar tutabiliyor. Tuttukları zaman sorun yaşamadıklarını söylüyorlar ama yaşamadıkları yaşamayacakları anlamına gelmiyor. Riskleri yaşayabiliyorlar. İftardan sonra ciddi hipoglisemileri olabiliyor” dedi.

Oruç tutanların uyması gerekenleri de anlatan Acıbucu, “Israrla tutmak istiyorlarsa önerimiz diyetlerini daha düzenlemeleri, akşam iftarlarını bölerek yemelerini önerebiliriz. Üçe bölebilirler. Sahurda özellikle kan şekerlerini hızlı yükseltmeyen gıdalar tüketebilirler. Süt ürünleri kan şekerinde çok hızlı yükseltme yapmadığı için bunları tüketebilirler. Akşam iftar yaparken çorbayla oruç açmalarını ve bol su tüketmeleri gerekir. Çünkü diyabet hastalarının bir çoğunda böbrek hastalıkları da var. Kreatin değerleri yüksek olabiliyor. Çok sıvı almaları iftardan sahura kadar yaklaşık iki litre su tüketmeleri gerekiyor” diye konuştu.

1 2 3