Çene Ameliyatı

Ağız çene cerrahisi Ortognatik cerrahi birçok sebepten yapılabilir. Halk arasında çene ameliyatı olarak geçen ortognatik cerrahi işlemi estetik veya kalıtsal çene rahatsızlığını gidermek için uygulanır. Hastanın durumuna göre değişiklik göstermekle beraber alt çene ve üst çene ameliyatları yapılabilir. Çene düzeninde değişiklik yapılmasını özellikle hanımlar daha çok tercih ederken beyler de zaman zaman ortognatik cerrahi’yi tercih edebiliyor. Çene ameliyatları estetik amaçlı tercih edildiğinde yapılan uygulamalar çoğunlukla hasta ve doktor açısından pratik olan uygulamalar olmaktadır.

Çene törpüleme: Çene törpüleme ameliyatı pratik bir çene estetiği yöntemidir. Genel olarak çok uzun ve ya geniş çeneleri küçülmek için yapılır. Çok uzun çene ameliyatları için uygun olmayan fakat hafif bir düzeltme gerektiren çeneler için tercih edilen bir yöntemdir. Çene törpüleme işleminde ağız içinden açılan bir kesi ile işleme başlanır. Genel anestezi yapılarak ameliyat başlatılır. Mutlaka ameliyathane ortamında tam donanımlı hastanelerde yapılması gerekir. Hatanın ameliyat sonrası yemesine içmesine bir müddet dikkat etmesi gerekmektedir.

Çene ucu estetiği: Ortognait cerrahi işlemi ile çözülen bir başka çene sorunu ise alt ve üst dişlerin birbirine uyumu. Hem estetik hem de fiziksel bir sorun olan diş bozuklukları bu ameliyat ile düzeltilebiliyor. Bu ameliyattan önce hastanın mutlaka bir ortodontist tarafından dişlerinin kontrol edilmesi gerekir. Ortodontik ve iskeletsel analizleri yapılan çene için ameliyat işlemi genel anestezi ile başlamaktadır. Çene ameliyatı için mutlaka alanında uzman bir hekim seçilmelidir.

Ortognatik cerrahi ( çene ameliyatı ) hangi durumlarda uygulanmalıdır?
Ortodontik tedavi, çene bozukluğunu tek başına tedavi edemediği zamanlarda Isırmanın düzelmesini, hastanın yediklerini daha rahat çiğnemesini ve çenenin daha iyi işlev görmesini sağlamak için.
• Uygulanan ortodontik tedavinin uzun vadede başarılı sonuç vermesi sağlamak için
• Çene kemiğinin daha iyi konumlanmasını sağlayarak ortodontik tedavinin süresini azaltmak için
• Çenenin doğru şeklini almasını sağlayarak daha estetik bir görünüm sağlamak için
• Hastada var olan konuşma bozukluklarını çözmek için.
• Çene ağrılarını azaltmak için.

Ortognatik cerrahi çene ameliyatı sonrasında hastaların durumuna göre hastane de kalma süreleri değişiklik gösterebilirken ortalama 3- 4 gün olmaktadır. Ameliyattan sonra hastaların 1-2 gün süre ile berrak sıvı gıda ile beslenmesi gerekir. Daha sonra kademeli olarak katı gıdaya yavaş yavaş geçilebiliyor. Bu ameliyat sonrası hasta 1 haftayı doldurunca normal hayatına dönebiliyor. Eğer ameliyat çift çeneye uygulanmış ise bu normal hayata dönüş süresi 10 ila 12 gün arasında uzayabiliyor. Genelde ameliyat sonrası dişler birbirine bağlanmadığı için hastaların konuşmasında sorun olmaz. Bu ameliyattan sonra 1 ay geçtiğinde hasta hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam edebilir. 18 yaşını doldurmuş genç ve yetişkinler bu ameliyatı yaptırabilir. Altçene ameliyatı için alt çene de iskeletsel veya alt çene kemiğinde bozukluk olması gerekir.

Üst çenenin alt çeneye nazaran daha önde olması bu ameliyatı yaptırmak için başka bir neden olabilir. Alt çenenin üst çeneye nazaran daha önde olması da bu ameliyat için gerekçe olabilir. Alt çenenin sağ veya sol tarafta olması da çene ameliyatı yaptırmak isme sebebi olabilir. Çene ucunuzun küçük ve ya büyük olması da sizin için bu ameliyatı yaptırma gerekçesi olabilir. Yüzünüzde simetri bozukluğunuz varsa çene ameliyatını yaptırabilirsiniz. Çiğneme, konuşma ve estetik olarak sorun yaşıyorsanız çene ameliyatı yaptırma olanağınız bulunuyor. Çene ucunuzun çok ileride ve ya geride olması sizi estetik olarak rahatsız ediyorsa çene ameliyatı yaptırmanızda bir sakınca yoktur.
Tüm ameliyatlarda olduğu gibi ameliyat olmak istediğiniz doktoru ve hastaneyi araştırmanız ve seçimi belli kriterlere göre yapmanız gerekir. Bu ameliyat sonrası problem yaşamamanız için çok önemli hususlardandır. Daha sağlıklı olmak veya daha güzel görünmek isterken başka sorunlarda eklenmemesi için doktor ve hastane seçiminizi bilinçli yapmanız çok önemli. Görsel olarak düşünmekten ziyade sağlığınız açısından düşünüp ona göre karar vermelisiniz.

Göbek Fıtığı Ameliyatı

Karın duvarında oluşan yırtığa fıtık adı verilmektedir. Dayanılmaz sancılarla kendisini gösterilen göbek fıtığında ilk tedavi yöntemi oluşan bu yırtığın fizik tedavi ile onarılma yoluna gidilmesidir. Uzun yıllardan bu yana fıtık tedavisinde birçok yöntem denenmiştir. Yırtık yerin dikilmesi ile tedavi edilmeye başlanan fıtık sorununa, yıllar içinde yeni tedavi yöntemleri ile çözüm bulunmaya başlanmıştır. Eskiden kullanılan yöntemlerde başarı çok daha azdı. Çünkü yumuşak dokularda meydana gelen bu yırtılmanın dikilmesi sırasında çevrede küçük iğne delikleri ya da gerginlik nedeni ile yeni zayıf noktalar oluşuyor, bu anlamda da yeni yırtılmalara davetiye çıkartılıyordu. Yıllar içinde tıp alanında yaşanan yeni gelişmelerle Göbek Fıtığı Ameliyatı konusunda daha başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Artık yama ile yapılan fıtık ameliyatlarında gerdirmeye gerek kalmadan fıtığın tedavisine gitmek mümkün. Bu da yeni zayıf noktalar oluşmasını ve bunun da fıtığa neden olmasını önlüyor.

Fıtık tedavisinde yama kullanımı yeni bir tedavi yöntemi değil. İlk kez 1950’li yıllarda doktor Francis Usher’in kullandığı bu yöntem daha çok bir çok tedavi yöntemini denemiş, ancak başarılı sonuç alamamış olan hastalarda uygulanıyordu. Yamaların o dönemlerde son seçenek olarak kullanılması, tıbbın bu kadar gelişmemiş olmasına ve yamaların yeterince güvenilir olmamasına bağlıydı. Teknolojinin gelişmesi ile günümüzde Göbek Fıtığı Ameliyatı konusunda yama teknolojisi daha çok kullanılmaya başlandı. Özellikle son 10 yıldır fıtık ameliyatlarında ilk başvurulan yöntem yama tedavisi oluyor. Çünkü yamalarda teknoloji sayesinde ameliyat sonrası komplikasyon oluşma sıklığı en aza indi. Hastanın ameliyat sonrasında normal hayatına geri dönmesi ve rahat, güvenilir bir hayat sürmesi için artık fıtık ameliyatları da en modern şekilde yapılıyor. Teknolojinin kullanılması ile artık hastalar kısa süre içinde normal hayatlarına geri dönüyor.

Ameliyatın yama ile yapılması durumunda hastalar ağrısız bir nekahet dönemi yaşıyor. Aynı zamanda ameliyat sonrasında komplikasyonlar ve nüks de yama sayesinde en aza iniyor. Göbek Fıtığı Ameliyatı yama tedavisi yöntemi ile yapılırsa hastaların iş gücü kaybı azalıyor, hastalar en kısa sürede normal hayatlarına geri dönebiliyor. Fıtık ameliyatında kullanılan yama biyo-sentetiktir. Son yıllarda bu tedavi yönteminin etkin olarak kullanılması ile yama üretiminde de yüksek teknolojiler kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca yamalara hastaların ihtiyacına göre ameliyathane içerisinde şekil vermek de mümkündür. Fıtık ameliyatında yama yöntemi ile yapılan tedavilerde açık ve kapalı yöntemle yamaların hastaya entegre edilmesi mümkündür. Başarılı bir fıtık ameliyatı için sadece doğru yama seçimi yeterli değildir. Aynı zamanda uygun yamanın doğru yere yerleştirilmesi de büyük önem taşır.

Göbek Fıtığı Ameliyatı sırasında kullanılan yamalar 3 gruba ayrılmaktadır. Bu yamalara ise onlay, sublay ve inlay olarak isim verilir. Adalenin üst kısmına yerleştirilen yamalara Onlay, adele arkasına yerleştirilen yamalara Sublay, karın içine direkt olarak yerleştirilen yamalara da İnlay denilmektedir. Hastanın ihtiyacına ve yamanın özelliklerine göre fıtık ameliyatı sırasında yamaları yeniden şekillendirmek mümkündür. Fıtık tedavisinde en önemli konu yamanın hasta ihtiyacına göre belirlenmesi, hangi katmanlar arasına konulacağının analiz edilmesi, konulacak yamanın tutturulma şekli de çok önemlidir. Yamanın iç basınç değişikliklerine karşı daha dayanıklı olması için sublay ve inlay yerleşim yapılması önerilir. Özel kimyasallarla yapıştırma, vidalama, dikme ve bırakma işlemi ile yamalar hastanın fıtığına entegre edilebilir. Anestezi seçimi, uygun yama, cerrahi yöntem fıtık tedavisinde başarıya götüren en önemli seçimlerdir. Uzmanlar, bu konuda yaptıkları seçimleri hastalara da aktarır ve tedavi yöntemine hastanın da onayı ile karar verilir.

Bel Fıtığı Ameliyatı

Son yıllarda en büyük sağlık sorunlarından biri olan bel fıtığı, omurgaların esnek olmasını sağlayan disklerin yerinden oynaması sonucunda oluşan bir sağlık sorunudur. Disklerin yerinden oynaması durumunda vücudun pek çok noktasına beyinden gelen sinyalleri ileten ve omurilik içinden geçen sinirlerde baskı oluşur. Şiddetli ağrılar da oluşan bu baskı sonucunda ortaya çıkar. Bel fıtığına halk arasında dik kayması adı da verilmektedir. Genellikle omurganın alt kısmında oluşan bu ağrılar, omurganın bulunduğu herhangi bir bölgede de oluşabilir. Bel fıtığı tedavisinde birkaç yöntem kullanılabilir. Bu yöntemlerden biri de Bel Fıtığı Ameliyatı ile yapılan tedavilerdir. Ancak, tedavi yöntemine hastanın durumu tam olarak incelendikten ve gerekli tetkikler yapıldıktan sonra karar verilmelidir.

En sık görülen bel fıtığı belirtileri şiddetli bel ve bacak ağrılarıdır. Röntgen ve MR çekilerek bu ağrıların nedeninin kesin olarak bel fıtığından kaynaklandığının belirlenmesi gerekir. Başka kas ya da doku sorunlarında da bu bölgelerde bel fıtığı ağrısı görülebilir. Genellikle şiddetli bir şekilde görülen bel fıtığı ağrılarında ağrı kesici kullanılsa da ağrıları kesmek açısından çok yeterli olmaz. Bazı durumlarda birden ortaya çıkan ağrılar, bazı durumlarda hapşırma ya da öksürme ile de tetiklenebilir. Ağrıları hafifletmek için hastalar, düz ve sert bir zemine uzanabilir. Bel Fıtığı Ameliyatı yapılıp yapılmayacağı konusunda fıtığın durumunun da önemi oldukça büyüktür. Hastalar ağrı şikayetlerinde bel fıtığından şüphelenmeleri durumunda hemen doktora başvurmalıdır. Çünkü bütün hastalıklarda olduğu gibi bel fıtığında da erken teşhis ve tedavi önemlidir.

Bel fıtıklarında cerrahi işlem oranı %1 ya da 2’dir. %99 oranında hastalar Bel Fıtığı Ameliyatı yapılmadan tedavi edilebilir. Hastaların bel fıtığı konusunda en çok merak ettikleri konu ise ameliyat sırasındaki risklerdir. Bir çok hasta bel fıtığı ameliyatı konusunda bazı yanlış bilgilere sahiptir. Hatta bel fıtığı ameliyatı sırasında öleceğini ya da felç olacağını düşünen hastalar bile vardır. Uzman ellerde bel fıtığı ameliyatı sırasında asla büyük riskler yoktur. Hastada felç gibi kusurların ortaya çıkması mümkün değildir. Sadece yara enfeksiyonlarında ve binde birin altında diskin bulunduğu kısımda enfeksiyonlar meydana gelebilir. Bu bölgede enfeksiyon olması durumunda hastalar 3 ay boyunca ciddi ağrı sorunları yaşayabilir ve yatak istirahati yapmak zorunda kalabilir.
Bel Fıtığı Ameliyatı sonrasında özellikle gençlerin en çok merak ettiği konu ise aktif spor hayatına dönüp dönemeyecekleridir. Profesyonel olarak spor yapanlar da bu soruyu uzmanlara çok sık yöneltmektedir. Hastalar bel fıtığı ameliyatından 7 gün sonra yürümeye başlayabilir. Uzmanlar da hastalara bu konuda önerilerde bulunuyor. Ameliyattan 15 gün sonra ise hastaların spor amaçlı yürüyüşlere çıkması öneriliyor. Bel fıtığı ameliyatından hemen sonra yüzme ve pedal çevirme gibi egzersizlere başlanabilir.

Bel Fıtığı Ameliyatı sonrasında kişinin normal hayatına dönme süreci ise 2 – 3 ay sürmektedir. Uzmanlar, bu operasyonu geçiren kişilerin bu süre boyunca kendilerine fazla yüklenmemelerini, ağır sporlara da bu sürenin sonunda başlamalarını öneriyor. Bel fıtığı operasyonundan sonra hastaların ağır kaldırmak konusunda da oldukça dikkat etmeleri gerekiyor. Hemen bele yüklenmek ve ağır kaldırmak, belinizi zorlamanıza ve ameliyat bölgesinde kompliasyonlar oluşmasına neden olabilir.

Bel Fıtığı Ameliyatı sonrasında en çok merak edilen sorulardan biri de cinsel yaşamdır. Kişiler cinsel hayatına ne zaman dönebilir sorusu da herkes tarafından merak ediliyor. Ameliyat sonrasında cinsel hayatta 7. gün sonunda yara bandının alınması ile başlar. İşinize de ameliyattan 7 gün sonra kendinizi çok zorlamadan başlayabilirsiniz.

20’lik Diş Çekimi

20’lik dişler halk arasında genel olarak gömülü diş olarak bilinir. 20 yaş durumları bazen ağızda çıkmaz ve gömülü olarak kalır. Bu da operasyonla bu dişlerin alınmasına neden olur. Çene cerrahisi alanına giren bu operasyon ile 20’lik dişler alınır ve hasta rahat eder. 20’lik diş süreci oldukça ağrılı geçen bir süreçtir. Bu ağrılar hastanın hayatını bir çok zaman olumsuz etkiler. Hatta şiddetli ağrılar nedeni ile hastalar günlük hayattan kopma durumuna gelir. Bu nedenle de hastalar hemen bir diş hekimine başvurur ve 20’lik Diş Çekimi operasyonu yapılır. Operasyonun ardından da hastalar kısa süre içinde eski ağız sağlığına kavuşur.

Ağızda gömülü dişler genel olarak azı dişlerinde ortaya çıkar. Bu dişlerin görülme zamanı 17-25 yaş arasıdır ve 20’lik diş adı ile bilinirler. Bazı durumlarda bu dişlere müdahale edilmez ve dişler ağızda bırakılır. Ancak yer darlığına neden olan karşıt düzgün dişile temas eden 20’lik dişler, alınmaktadır. Çünkü gömülü kalan dişler zaman içinde damakta da sorunlara neden olabilir. 20’lik Diş Çekimi operasyonu gereken diğer durumlar ise dişlerde meydana gelen çürüklerdir. Bu dişlerde çürük oluşması durumunda diğer dişlere sıçrama ihtimali de yüksektir. Bu nedenle ağrılar da oluşur. Hatta daha ileri durumlarda apse de ortaya çıkabilir. Apse olan dişlerde ağız kokusu, ağrı en sık görülen şeylerdir. 20 yaş dişleri diğer dişlere baskı yapar bu da ağrı nedenidir. Böyle durumlarda da mutlaka 20’lik dişlerin çekilmesi gerekir. 20 yaş dişleri estetik için de çekilebilir. Bir çok genç bu dişleri daha çok estetik amaçlı çektirme yoluna gitmektedir. Çünkü 20 yaş dişleri yer darlığı yaratır ve diğer dişler iyi yerleşemez.

20’lik Diş Çekimi operasyonu protez planlamasında da önemlidir. Mutlaka protez planlaması yapılırken bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. 20’lik dişler çevresinde kist oluştuğu durumlar da olabilir. Kemiklerde de aşınmalara ve zararlara neden olan bu kistler, 20’lik dişlerden kaynaklandığı için alınsa bile daha sonra yeniden oluşabilir. Böyle durumlarda da 20’lik dişlerin alınması şarttır. Bir çok hasta 20’lik diş konusunda doğru çekim zamanını merak ediyor. Eğer 17 – 18 yaşlarında dişlerinizde sizi zorlayan bir durum olmazsa, 20’lik dişlerinizin çekilmesi için en uygun zaman 20 – 30 yaş arasıdır. Operasyonlar 40 yaşın üzerinde daha zor bir hale gelir. Ayrıca belirli bir yaştan sonra iyileşme süreci de uzamaya başlar.

20’lik Diş Çekimi ile normal diş çekimi arasında farklar vardır. Yirmilik dişlerin durumu, çene kemiğindeki konumu, pozisyonu, üzerinin kapalı olması çekim için önemli etkenlerdir. Bu durumlarda diş çekimi zorlaşır. Ama normal dişler ortadadır ve daha kolay çekilir. Normal diş çekiminde oluşan kanama ve şişme daha çabuk iyileşirken 20’lik dişlerde bu süreç daha uzun olur. Çekimin kolay olmasında yaşın da önemi vardır. Eğer hastanın yaşı ilerlediyse çekim işlemi ve iyileşme süreci daha uzun olur.

20’lik Diş Çekimi sonrasında ağız bakımına çok dikkat edilmeli, yara ile oynanmamalıdır. Aksi halde diş etinizde kanama ve enfeksiyon oluşumu kaçınılmazdır. Diş çekimi yapılan taraf ile ilk 24 saat boyunca çiğneme yapılmamalıdır. Sigara kanamayı arttıracağı için ilk 24 saat boyunca sigara da içilmemelidir. Diş çekiminden sonra tükürmemek gerekir. Kanamanın kontrol altına alınması için 15-30 dakika boyunca bu noktaya tampon yapılmalıdır. Operasyon sonrasında yüzde şişme olmasını engellemek için mutlaka buzlu kompres uygulanmalı ve şişmenin önüne geçilmelidir.

Saç Ekimi

İstenmeyen sonuçlardan biri olan ve birçoğu zaman olumsuzluk ile sonuçlanan saç dökülmesi için kesin çözüm arayanlara tam ve etkili bir olan saç ekimi ile sizde istediğiniz görüntüye kavuşabilirsiniz. Ülke geneli olarak tıp konusunda kendini geliştiren ve geliştirmeye devam eden bir ülke olmaktayız. Bu sayede oldukça başarılı operasyonların başında gelen saç ekim operasyonu ile olumsuz düşünceler son bulacaktır. Bazen genetik sebepler bazen çevresel etkilerden ötürü meydana gelen ve dökülen saçların yerine geri gelmemesi ile soru oluşturan bu olay birçok kişinin en büyük sorunları arsında yer almaktadır. Bu operasyon için kadın erkek hiç fark etmez her kişi ve birey rahatlık ile yaptırabilmektedir. Bu işlem genellikle erkekler için olarak düşünülse de aslında herkes tarafından rahatlık ile yaptırılabiliniyor. Bu sayede sadece erkekler için olmayan bu kesin çözüm yöntemi herkes tarafından rahatlık ile kullanılabilinir.

Saç ekimi basit bir operasyon olarak görünse de aslında cerrahi bir operasyon olmaktadır. Bu sebep ile özellikle temiz ameliyathane veya muadili alanlarda yapılmalıdır. Saç ekim esnasında saç derinizde bulunan boşluklar uzman eşliğinde ilaç takviyesi ve işlemler yapılarak doldurulur. Bu sayede kel olmuş veya boşalmış alanda saç oluşumu için veya çıkması için işlemler yapılır. Yapılan işlemler sonucu kısa bir süre sonra kökü incelmiş saç kökler güçlenerek çıkmaya başlar. Bazı durumlarda ise boş alanlara vitamin e köklü saç enjekte edilerek yapılmaktadır. Bu durumları belirlemek tamamen uzmanın muayene sonrası alacağı karara ve tedavi yöntemine bağlı olmaktadır. Saç ekimi yaptıracağınız zaman dikkat edilmesi gereken birçok koşul bulunmaktadır. Bunların başında ise yaptıracağınız merkezin temizlik ve hijyen kurallarına uygun olması gelmektedir. Bunun yanı sıra uzmanın bu konuda daha önceki deneyimleri ve operasyon başarısı da oldukça önemli bir ayrıntıdır.

Hatırlatmakta fayda var bu bir cerrahi operasyondur ve temizlik şarttır. Yapılan işlem sizin saç derinizin altına uygulanan ve saç deri altında saç çıkması beklenen bir işlem olmaktadır. Bu sebep ile yaptıracağınız uzman doktor kadar sağlık merkezi de önem teşkil eder. Saç ekimi sonrası dikkat edilmesi gereken birçok kural ve unsur bulunur. Bunların hepsi tek tek dikkat edilmesi gereken detaylar olmaktadır. Bu detayların başında; öncelikle saç ekimi yapılmış olan bölgede kanama durumu olmamalıdır. Eğer herhangi bir sebepten ötürü kanama durumu varsa bu durum için operasyonu yapan uzmana başvurmakta fayda vardır. Bunun yanı sıra saç ekimi yapılmış olan bölgede kaşıntı olacaktır. Bu kaşıntılara aldanmamalı ve kesinlikle kaşımamalısınız. Ayrıca operasyon sonrası size uzman tarafından bazı belli başlı ilaçlar verilecektir. Bu ilaçları uzmanın tarif ettiği gibi almalı ve ihmal etmemelisiniz. Ayrıca uzman tavsiyesi operasyon sonrası hangi günler arası banyo yasak ise kesinlikle o tarihler arası banyo yapmamalısınız. Eğer yaparsanız yapılmış olan işlem etkisini yitirir ve yapmış olduğunuz ekim işlemi boşa gider.

Bunların yanı sıra işlem esnasında deri altına uygulama yapıldığı için en çok dikkat etmeniz gereken unsur yapılan uzmanında merkezinde temizlik konularında çok hassas olmasıdır. Neticede yapılan işlem deri altına uygulanan bir işlem olduğu için her türlü enfeksiyon kapma durumunu ortadan kaldırmak için bu konulara çok dikkat etmeniz sizin için fayda sağlayacaktır. Bu operasyonda uzmanın başarısı kadar temizlikte önemli olmaktadır. Bu sebep ile hem uzmanın başarısı hem de bulunan merkezin temizlik seviyesi üst kademelerde olmalıdır.

Lazer Göz Ameliyatı

Bıçaksız ve kansız cerrahi operasyon hakkında merak edilen her detay için sizlere buradan bilgi vermeye çalışacağız. Bu sayede sizlerde buradan öğrendiğiniz bilgiler doğrultusunda daha rahat bu operasyon hakkında detayları öğrenebileceksiniz. Astigmat, miyop, hipermetrop ve katarak ameliyatında en çok kullanılan yöntem olan lazer göz ameliyatı ülkemizde birçok başarılı operasyon ile kendini kanıtlamış durumda olmaktadır. Hiçbir cerrahi aracın kullanılmadığı ve başarılı sonuçların alındığı bu operasyon hakkında merak edilenleri sizlere aktarmaya çalışacağız. Bir diğer adı ile refraktif cerrahi olarak bilinen lazer göz ameliyatı tamamen neşter kullanılmadan ve genellikle başarılı sonuçlar alınan bir yöntemdir. Bu sayede gözlüğe mahkum yaşayan birçok kişinin hayatını değiştiren ve yeni hayat standartları ile yaşamasını sağlayan bir yöntem olmaktadır.

Göz ameliyatında lazer sistemi birçok kişinin en merak ettiği soruların başında gelendir. Kimler bu ameliyatı yaptırabilir sorusu; aslında bunun için birkaç koşul aranmaktadır. Bu sayede bu koşullar sağladığı zaman herkesin rahatlık ile yaptırabileceği bir operasyon olmaktadır. Lazer göz ameliyatı için öncelikle aranan şartların başında; kişinin 18 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra göz derecesi son bir yılda 0,50 diyoptriden fazla değişmemiş olmalıdır. Ayrıca yine şartlar arasında eğer hasta miyop ise 10 diyoptriye kadar olanlara yapılabilinmektedir. Tabi bunun yanı sıra astigmatlar için de 6 diyoptriye şartı bulunmaktadır. Göz tansiyonu ve kornea gibi göz hastalıklarının da olmaması şart vardır. Ayrıca gerek genetik gerek ise çevresel sebeplerden ötürü olan şeker hastalığı ve romatizma hastalığı gibi hastalıklarında olmaması şartı bulunmaktadır. Öncelikle şunu belirteli bu operasyon hiç korkulacak bir operasyon olmamaktadır. Bu operasyona başlanmadan önce uzman doktorun talimatı ile yetkili sağlık görevlisi tarafından gözünüze bir damla damlatılacaktır. Bu damlanın amacı göz merceğinizi yeteri büyüklüğe getirebilmek olacaktır. Bu damlanın gözünüze hiçbir zararı olmayacaktır. Bu sebep ile korkmanıza gerek yoktur. Ayrıca damla bir kere değil gerek görüldüğü kadar aralık ile damlatılacak ve göz merceği gereken ölçülere geldiği zaman operasyon için ameliyathaneye alınacaksınız.

Ameliyat esnasında doktor uygun görmedikçe bayıltılmayacak ve olan biten her şeyden haberdar olacaksınız. Fakat operasyon sırasında hiçbir ağrı ve sızı hissetmeyeceksiniz. Bu konuda kaygı veya şüpheniz olmasın. Öncelikle lazer göz ameliyatı yapıldığı zaman eğer olumsuz giden bir durum yoksa aynı gün taburcu edileceksiniz. Günlük yaşantınıza dönmeniz genellikle uzman tarafından hemen olacağı düşünülse de aslında o gün operasyon sonrasında dinlenmenizde fayda vardır. Ayrıca taburcu olduktan sonra eve dönüş zamanı güneş ışınlarına karşı koruma için önlem almalısınız. En azından bir güneş gözlüğü yardımı almanızda ve güneşten çok gölge alanlarda olmanızda fayda vardır. Eğer uzman doktor tarafından ilaç yazılmış ise onu uzmanın dediği şekilde kullanmalı ve uzman tavsiyelerine harfiyen uyulmalıdır. Genellikle yüzünüz operasyon sonrası yıkanılması sakıncalı olabilir. Bu sebeple aynı gün gözünüzü su ve sabun temasından uzak tutun.

En sık sorulan sorular arsında bir kere lazer göz ameliyatı olduktan sonra bir daha yapılabilinir mi sorusu olmaktadır. Bu konu tabi ki tamamen uzmanın sizi muayene ettikten sonra gözünüzün durumuna göre alınacak olan bir kara olmaktadır. Fakat lazer göz operasyonu birden fazla yapılabilmektedir. Bu sebep ile eğer uzman uygun görür ise sorununuz ile ilgili ikinci bir ameliyat yapılabilinir. Yapılacak olan operasyon yine tamamen uzman gözlemine kalmış bir durum olmaktadır. Seçeceğiniz hekiminde alanında uzman olmasına dikkat etmelisiniz.

Safra Kesesi Ameliyatı

Safra kesesinde taşlar ve poliplerin nedeni ile oluşan sorunlar durumunda cerrahi müdahaleler gerekebilir. Safra kesesinde meydana gelen bu sorunlar durumunda kapalı yöntem ile ameliyat yapılabilir. Safra kesesinde oluşan bu sorunların ilk belirtileri sancı nöbetleri, taşlardan dolayı oluşan mide bulantıları, karın bölgesinde taşlar nedeni ile oluşan ağrılar, hazımsızlık safra kanalında oluşan tıkanıklar ve bazı başka belirtilerdir. Hastada bu belirtilerin görülmesi durumunda uygulanacak tek tedavi yöntemi Safra Kesesi Ameliyatı yöntemidir. Uzman hekimlerin vereceği bu kararın ardından hastanın ameliyata hazırlanma süreci başlar. Ameliyata hazırlık aşamasında hasta kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa bunlar kesilir ve bu uygulamadan en az 5 gün sonra ameliyat yapılır. Ayrıca ameliyat öncesinde hasta bir gece önce saat 00.00’dan sonra hiçbir şey yememeli, hatta su bile içmemelidir. Eğer hasta daha önce sarılık geçirmişse gereken testler de yapılmalıdır.

Safra kesesi ameliyatı nasıl yapılır?
Safra Kesesi Ameliyatı genel olarak kapalı yöntem ile yapılan bir ameliyattır. Küçük kesilerle karın bölgesinin tamamı açılır ve bu kesilerden içeriye çubuk aletler sokulur. Hastaların tamamı için cerrahi müdahale sırasında genel anestezi uygulanır. Sara kesesi ameliyat sırasında karın içindeki bağlantılardan tamamen ayrılır ve safra kesesinde bulunan taş ve çamurlar da dışarıya çıkartılmış olur. Cerrahi müdahale sırasında ilk olarak küçük bir boru göbek bölgesinden sokulur ve 4 litre gazla karın boşluğu şişirilir. Çubuk şeklinde bir kamera da borunun içinden sokulur ve buradan alınan görüntü televizyon ekranına yansıtılır. Cerrahi aletlerin kontrolü ve hareketi için mutlaka bu tür işlemler gereklidir. Daha küçük üç adet boru ise sağ kaburga yayının altından yerleştirilir ve cerrahi aletler bu boruların içinden içeriye sokulur. Bu sırada hekim tarafından yapılan bütün işlemler televizyon ekranından da görülür.

Doktorun görüş açısının en iyi olması için Safra Kesesi Ameliyatı sırasında kameralarda görüntü ayaraı da yapılabilmekte, büyütülüp küçültülebilmektedir. Ameliyatın bant kaydı da bu sayede gerekli görüldüğü durumlarda alınabilir. Önce safra kesesi kanalının ve duvarının bulunduğu ameliyat sırasında işlemler titanyum zımbalar ile yapılır. Daha sonra da karaciğere yapışık olan safra kesesi bölümü ayrılır. Bu sayede safra kesesi serbest kalır. Daha sonra da karında açılan deliklerden birinden safra kesesi çıkarılarak alınır. Karın boşluğuna doldurulan gaz, bu çıkarma işleminin ardından tamamen boşaltılır ve açılan kesinlerde dikilir. Cerrahi müdahale bu işlemlerin ardından sona ermiş olur.

Safra Kesesi Ameliyatı en zor geçen hastalar ise iltihabı akut derecesine ulaşmış hastalardır. Cerrahi müdahalede safra kesesinde meydana gelen iltihabın diğer organlarla olan ilişkisi, cerrahi müdahaleyi yapan doktorun deneyimi gibi birçok etken, ameliyatın seyrini etkilemektedir. Yaklaşık 15 – 45 dakika arasında süren safra kesesi ameliyatlarında erken teşhis çok önemlidir. Başarı erken teşhise ve doktorun deneyimine göre değişir.

Sadece ameliyat değil, Safra Kesesi Ameliyatı sonrasındaki dönem de hastalar için önemlidir. Oldukça zor geçen bir ameliyattan çıkan hastalarda, 4-6 saat içinde sulu ve yumuşak gıdalarla beslenmeye dikkat edilmelidir. Hasta bazı durumlarda hastaneden misafir edilse de genel olarak hastanın çıkış işlemleri 24 saat sonra yapılabilir. Ameliyattan sonra işe geri dönme süreci hastanın genel durumuna göre değişse de hastalar genel olarak bir hafta sonra işe geri dönebilir. Hastaların ameliyat sonrasında dikkat etmesi gereken en önemli konulardan biri de beslenmedir. Hastalar ameliyattan sonrasında bir ay boyunca kızartma yememeli, beslenmelerine dikkat etmelidir. Böylece hastanın iyileşme süreci hızlanır.

Diş Eti Çekilmesi

Diş eti çekilmesi diş etinin olması gereken yerden mine sınırının altına düşmesi demektir. Böylelikle diş kökü olması gerekenden fazla meydana çıkar. Bu rahatsızlık her yaş grubundaki kişilerde görülebilen bir durumdur. Belli başlı faktörler olarak hatalı diş fırçalama, diş fırçası seçiminin sertliği, diş eti rahatsızlıkları ve yanlış yapılan dolgu ve kaplamalar sebeptir. Diş eti çekilmesi tedavilerinde kesinlikle erteleme yapılmamalıdır. Çünkü geç kalındığında ciddi boyutlar oluşacağından eski haline döndürülmesi imkansızdır.Sigara, stres, diş taşı faktör olarak sayılabilir. Sorunun başladığı kanama ve koku ile kendini gösterir. Diş eti çekilmeleri 3 adımda gerçekleşir. Oluşan hasarın tedavisi, dişte oluşan hassasiyetin tedavisi ya da cerrahi işlemlerle tedavisi şeklindedir. Diş etinde oluşan problemli alana doğrudan dolgu yapılır.Dişler olduğundan uzun görünür. Dişin üst kısımları artık görünmeye başlar. Diş kökünde aşırı hassasiyetler oluşur. Diş çürükleri başlar. Diş etinde oluşan iltihaplardan dolayı kötü koku, kanama ve şişmeler ortaya çıkar. Nedenlerine gelince; diş eti hastalıkları çekilmede birincil faktördür.

Hatalı ağız bakımı etkilidir, günde 3 kereden fazla sert diş fırçası ile fırçalamak düzenli fırçalamamak, diş ipi kullanmak nedenler arasında sayılabilir. Kalıtsal özelliklerde diş düzeninde bozuklukların sebepleri arasındadır. Özellikle şeker hastalığı olanlar diş eti çekilmelerine daha sık yakalanırlar. Kadınlarda hormon değişiklikleri de diş eti rahatsızlıklarının nedenleri arasında görülür. Diş eti çekilmelerinde sebebiyet veren durumların ortadan kaldırılması ile diş eti çekilmesi ilerlemesi durdurulabilir. Sağlıklı bir diş eti için iyi bir ağız temizliği şarttır. Ağız temizliği günde 2 defa ne sert ne yumuşak bir diş fırçası ile fırçalama yapılmalıdır. En az 6 ayda bir diş hekimi kontrolü yapılmalıdır. Bu sayede herhangi bir rahatsızlıkta önlem erken alınır. Diş eti çekilmesi rahatsızlıkları 1 hafta ile 1 ay arasında değişiklik gösterir. Eğer hastada diş eti rahatsızlığı varsa eskiye nazaran dişlerine çok iyi bakmaları gerekmektedir. Hekim tarafından diş fırçalama teknikleri konusu bilgilendirilmelidir.

Dişeti çekilmeleri yaşandıktan sonra diş etleri bir daha geri gelmez. Dişeti çekilmelerindeki etkenler olan bakteriler, taşlar iyice temizlenerek alınır. Böylelikle yüzeyler temizlenir. Tedavinin asıl amacı da bu yüzey temizlemesidir. Dişeti çekilmelerinin tedavi edilmediği durumlarda çekilmeler daha fazla artmaya başlar ve bakteriler artık diş köklerini eritmeye başlayacaktır. Kök ucuna kadar erime gerçekleşmişse diş siniri ağrısı yaşanır. Sağlıklı dişetleri açık pembe renkte ve portakal kabuğuna benzer yapıdadır. Bunun yanı sıra kanamayan ve muntazam olma şeklindedir.

Rahatsızlığın başlaması ile ilk sorun kanamalardır. En önemli belirtidir. Tedavi yapılmazsa problem gitgide artar tedavi edilemez ve böylelikle ciddi çekilmeler başlar. Diş hassasiyetleri dişlerde bir sorun olduğunun bir başka önemli belirtisidir. Dişeti hastalığında temel neden bakteri plağıdır ve bu plağın sadece 1 mg da yaklaşık 500 milyon bakteri bulunur doğal olarak böyle bir faktör dişeti sağlığını etkilemekte yeterlidir. Sigara bütün hastalıklarda etken bir madde olduğu bilinmektedir, bu rahatsızlıkta da büyük sebeptir.

Dişetlerinin yumuşamasında neden olur. Doğum kontrol hapları, antidepresanlar da diş sağlığını etkileyen faktörlerdir. Hamilelilik, menapoz durumları da hormonal değişiklikler sebebi ile ağız sağlığında etkili bir durumdur. Dişeti çekilmesi, diş eti hastalıkları denilince akla ilk gelenler kuşkusuz çürüktür. Düzenli bir diş kontrolü genelde çok fazla önem verilmeyen bir durumdur oysa problem ilerlemeden baştan kontroller tedavi için önemli bir aşamadır. Dişeti hastalıkları ağız sağlığı hastalıkları içersinde en sık görülen ve tedavisi en çok uğraştıran grup içerisinde yer alır. Tedavi elbette mümkün olan bir şeydir ancak ihmal durumları söz konusu olduğunda hele hele ileri seviyelerde diş kayıplarında bu rahatsızlığın ne kadar önem taşıdığı anlamış olur. Dişeti bir kemik üzerine oturmuş bir yapıdır. Ve bu yapı dişlerin sabitliliğini sağlar. Ancak diğer yandan da biriken bakteriler et erimesine kadar hatta yok olmasına kadar sebep olabilir. Temizlik görmeyen dişlerde bakterilerde sertleşip diş taşlarını oluşturarak çekilme durumlarına yolu açarlar. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı diş eti kanamaz. Dişetlerinde kızarıklık oluşmaz.

Burun Estetiği Ameliyatı

Burunda yaşanan anatomik sorunlar genel olarak kadınlarda görülüyor gibi düşünülse de aslında birçok erkek de bu sorundan şikayetçi. Sonradan oluşan kazalar, anatomik deformosyon, darp gibi travmalar nedeni ile burunda ameliyata ihtiyaç duyulabilir.

Burun Estetiği Ameliyatı, burunda yaşanan bu sorunların giderilmesi için yapılan bir operasyondur. Sadece görsel açıdan değil, aynı zamanda sağlık açısından da bu ameliyata ihtiyaç duyulabilir. Bazı durumlarda hastalar, burun deformasyonu nedeni ile nefes alıp vermekte bile zorlanabilir. Oldukça sık karşılaşılan bir durum olan burun deformasyonu nedeni ile en çok talep edilen estetik operasyonların başında burun estetiği gelmektedir. Sadece burun üzerinde oluşan deformasyonun giderilmekle kalmadığı bu operasyonların ardından burnunuz sadece düzelmekle kalmıyor, aynı zamanda da yüz hatlarınıza daha yakışır bir hale geliyor. Şahsa özel olarak yapılan bu operasyon sonrasında hasta hem eski sağlığına kavuşuyor, hem de yüzüne daha uygun bir burnu oluyor.

Burun Estetiği Ameliyatı, açık ve kapalı olmak üzere iki şekilde yapılabiliyor. Her iki teknik de bu operasyonlar sırasında sık sık tercih ediliyor. Ancak son yıllarda açık operasyon, kapalı operasyona oranla daha sık kullanılıyor. Başarı açısından her iki teknik de uygun denilebilir. Ancak, operasyonun başarısında hekimin tecrübesi, yeteneği ve doğru bir estetik bakış açısına sahip olması da önemlidir. Hem avantajlar, hem de dezavantajlar iki teknikte de vardır. Operasyonun İnizasyon türünün yapılması gereken ameliyatta başarılı ve isabetli olması açısından önemi büyüktür.

 

Hastalar Burun Estetiği Ameliyatı öncesinde mutlaka doktorun kendisi ile görüşmesi gerekir. Asistan ya da başka bir çalışanlar görüştüğünüz klinikler sizin için güvenli değildir. Doktorla hasta arasında yapılan görüşmede, hasta ameliyattan beklentilerini en iyi şekilde anlatmalıdır. Hastanın anlattıkları doğrultusunda bu isteklerin yüze yakışıp yakışmayacağına, doğru olup olmadığına da karar verecek kişi doktordur. Bilgisayar ortamında kişinin ameliyatı sırasında yapılacak olan burun konusunda fotoğraf üzerinden oynama yapılarak da karar verilebilir. Yapılan bu işlem sayesinde kişiler operasyon sonrasında nasıl görünecekleri hakkında fikir sahibi olabilir, aynı zamanda da daha sonra psikolojik sorunlar yaşamaz.

 

Genel anestezi altında yapılan Burun Estetiği Ameliyatı operasyon sırasında herhangi bir sorun olmaması durumunda yaklaşık 2 saat kadar sürer. Cerrahi müdahale öncesinde hastada operasyon sırasında komplikasyon oluşmaması için bazı tetkiklerin de yapılması gerekir. Operasyonun açık mı kapalı mı yapılacağına karar verecek olan kişi de yine hekimdir. Bütün cerrahlar genel olarak açık yaklaşımda rinoplasti tekniğini tercih eder. Burun uç bölgesinden açılan kesiler ve iç kısımdan açılan kesiler ile Açık rinoplasti işlemine başlanır.

 

Burun Estetiği Ameliyatı sırasında deformasyonlar ve ya istenilen burun uç kısmı açık rinoplasti yöntem ile kolayca düzenlenebilir. Şekil bozukluklarının ve deformasyonların düzeltilmesi ve hasarların onarılmasında bu işlemin başarı oranı oldukça yüksektir.

Burun ameliyatlarında gerekli olması durumunda burundan alınan kıkırdaklar da buruna eklenebilir ve şekil bu sayede de verilebilir. Törpüleme yöntemi ile işlem sırasında burun kemiği istenilen miktara getirilebilir. Burunda daraltma da kemikler birleştirilerek yapılabilir. Burun ameliyatı ile nefes alma sorunları da kolaylıkla ortadan kaldırılabilir. Burun etinde yani burun orta bölümünde oluşan eğrilikler de bu ameliyat ile düzeltilebilir. Artık burun ameliyatı işlemlerinde son teknolojilerin kullanması ile ameliyat sonrasında yaşanan komplikasyonlar da en aza indi. Burunda daha az tampon kullanılıyor ve ameliyat sonrası dönemde de ağrı şikayetleri ve şişmeler en aza iniyor. Bu da ameliyatta başarının bir kanıtı oluyor.

Uykusuzluğunuz geçmiyorsa dikkat!

Uykusuzluğunuz geçmiyorsa dikkat Uzmanlar, halsizlik, uykuya meyilli olma, evden çıkmak istememe gibi semptomlarla kendini gösteren kronik yorgunluk sendromuna karşı uyarıda bulundu.

Genel halsizlik, çabuk yorulma ve konsantrasyon güçlüğü olarak ifade edilen yorgunluk, toplumda sıklıkla karşılaşılan bir şikayet. Dinlenmenize rağmen yine de yorgun hissediyorsanız ‘Kronik Yorgunluk Sendromu’ yaşıyor olabilirsiniz. Birçok hastalıkla benzer özellikler gösterdiği için fark edilemeyen Kronik Yorgunluk Sendromu, tek başına bir hastalık olarak kabul edilmese de önemli hastalıkların belirtisi olabilir. Yaşam kalitesini düşüren ve günlük hayatı olumsuz etkileyen bu durum tedavi edilmediği takdirde daha büyük sorunlara yol açabiliyor.

Kişilerin dinlenerek rahatlayamaması ve bu halin 6 aydan fazla sürmesinin kronik yorgunluk olarak kabul edilir. Bu kişilerde uykuya meyilli olma, evden çıkmak istememe, eklem, kas ve kemik ağrıları, hareketsizlik gibi etkiler görülür. Uykusuzluk ve yorgunluk hali kişinin iş, yaşam, sosyal, eğitim aktivitelerini engelleyici tarzda olabilir. Hafızada bozulma, konsantrasyon güçlüğü, ciddi baş ağrıları ve sabahları uykulu halin devam etmesi gibi etkenler kronik yorgunluğun belirtileri arasındadır.

“ÇALIŞAN TOPLUM KESİMİNDE ETKİLİ”

Bu rahatsızlık genellikle gözden kaçan bir sorun olarak dikkat çekmektedir. Daha fazla eğitimli, çalışan ve gelir seviyesi yüksek olan toplum kesiminde etkili olmaktadır. Dinlenmeyle geçmeyen halsizlik durumunda, kronik yorgunluğun varlığı araştırılmalıdır. Düzensiz beslenme, aşırı hareketli yaşam tarzı, aşırı kilo, hormonal hastalıklar, alkol bağımlılığı, sistemik hastalıklar, kanser gibi etkiler nedeniyle halsizlik ve yorgunluk meydana gelebilir.

“DİKKAT EDİN”

Her gün düzenli olarak kahvaltı yapın ve günde en az 2,5 litre su için. Dik oturun ve cep telefonunu mümkün olduğunca az kullanın. Haftada 2 gün balık tüketin, düzenli beslenin ve egzersiz yapın. Kafein, sigara ve alkolden uzak durun. Stres yaşamın bir parçası olsa da, stresin kontrol etmeyi öğrenin.

“HEKİME BAŞVURUN”

Gün içinde acıkma atakları, tatlı çekme, yemek sonrası uyku gelmesi, halsizlik ve yorgunluk insülin direncinin göstergesi olabilir. Tiroit hormonundaki düzensizlikler de uyku ve vücut dengesini bozabilir. Bu nedenle bir hekime başvurmak en doğru davranış olacaktır.

1 2 3