Şaşılık Ameliyatı

Her iki gözün birbirine olan paralelliğini yitirmesine şaşılık adı verilmektedir. İki gözde de bulunan 6’şar adet göz dışı kaslarının bazılarında ya da tamamında oluşan kuvvet fazlalığı ya da azlığı sonucunda şaşılık ortaya çıkabilir. Şaşılık durumunda bir gözün içe baktığı sırada diğer gözün dışa baktığı gözlenir. Her iki gözde de kaymanın meydana geldiği durumlar da vardır. Sürekli ya da geçici şekilde oluşabilen bu kaymalarda tedavi için teşhis çok önemlidir. Şaşılık nedenleri farklı olabileceği gibi tedavisi de farklıdır. Özellikle çocukluk dönemlerinde erken teşhisin önemi büyüktür. Çocuklarda ilk göz muayenesi için geç kalınması durumunda şaşılık tedavisinde Şaşılık Ameliyatı yapılması gerekebilir. Bu nedenle geç kalmamak için çocukların doğumdan hemen sonra bir göz muayenesine tabi tutulması gerekir. Aksi halde hem estetik hem de sağlık anlamında bozukluklar ortaya çıkabilir.

Tek bir nedenden dolayı şaşılık oluşmaz. Hamilelik döneminde yaşanan sorunlar, problemli doğumlar, çocuğun gelişimi sırasında hastalıklar ve daha başka birçok neden de şaşılık nedeni olarak sayılabilir. Genetik yatkınlık bile şaşılığın nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkabilir. Böyle bir sorunu daha önce aileden biri yaşamışsa, bu da genetik olarak çocuğa geçme ihtimali olduğu anlamını taşımaktadır. Genellikle 2 yaşından büyük çocuklarda oluşan şaşılık, göz bozuklukları nedeni ile ortaya çıkmaktadır. Ateşli bir hastalık, yaşadığı bir travma da şaşılığa yatkınlığı olan çocuklarda şaşılığı tetikleyen başka etkenler arasında sayılabilir. Şaşılık Ameliyatı yapılması her durumda gerekli değildir. Tedavinin nasıl olacağına, nasıl yapılacağına ya da operasyon yapılıp yapılmayacağına, hastanın durumuna göre karar verilir. Ancak çocuğun sık sık göz muayenesinden geçirilmesi erken teşhis ve tedavi açısından büyük önem taşır.

Başta da belirttiğimiz gibi şaşılık birçok nedenle ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle de mutlaka tedavinin kişiye göre belirlenmesi gerekiyor. Her yaşta tedavi edilebilir bir göz sorunu olan şaşılık, bazı durumlarda hastanın sadece gözlük kullanması ile bile tedavi olan bir hastalıktır. Bu tip şaşılıklar genellikle kırma kusuru nedeni ile olur ve hastanın operasyon geçirmesine gerek kalmadan gözlükle tedavi yoluna gidilmesi mümkündür. Hastanın gözünde tembellik tespit edilen durumlarda ise şaşılık tedavisi kapama yöntemi ile yapılmaktadır. Başka bir yöntem ise göz kaslarına uygulanan fizik tedavi yani ortopedik tedavi yöntemidir. Bu yöntemde her iki gözle görme yeteneğini ve kasları güçlendirmek için göz kaslarına fizik tedavi uygulanır. Yapılan bu uygulama sayesinde her iki gözle göreme yeteneğinin güçlendirilmesi, derinlik hissinin sabitlenmesine imkan sağlar. Bu uygulamanın ardından Şaşılık Ameliyatı yapılmasına gerek kalmadan şaşılık tedavi edilebilir.

Cerrahi müdahale yapılması gereken kaymalar ise genelde doğuştan olan kaymalardır. Böyle durumlarda bebeklerin, henüz 6 aylık ve 1 yaş arasında olduğu sırada cerrahi müdahale yapılabilir. Ancak çocuklarda şaşılık genellikle 2-3 yaş arasında ortaya çıktığı için ilk tedavi için genellikle gözlük kullanımı yoluna gidilir. Ancak gözlük kullanımına rağmen şaşılık tedavi edilemiyorsa, Şaşılık Ameliyatı yapılmasına gerek duyulabilir. Genel anestezi altında yapılan ameliyatlarda, mutlaka uzman hekimler bu operasyonu gerçekleştirmelidir. Çünkü anestezi işlemi çocuğa uygulanacağı için risk ortaya çıkabilir. Göz tembelliğinin önlenmesi için de şaşılıkta erken tanı ve tedavi önemlidir. Bu sayede gözde tembellik önlenir ve 3 boyutlu görmeye imkan sağlanır. Belirli bir yaşa gelen ve şaşılık şüphesi bulunan çocukların mutlaka bir uzman hekime gösterilmesi gerekir. En doğru tedavi için mutlaka bebeğinizi ya da çocuğunuzu düzenli olarak göz kontrolüne götürün.

Kasık Fıtığı Ameliyatı

Kasık fıtıkları, fıtık şikayeti olan hastalarının %90’ında görülen fıtık türüdür. Daha çok erkeklerde görülen bu fıtık türünde, tedavi yöntemi de bellidir. Bayanlarda ise kasık fıtıkları genel olarak, doğum sonrası kapanması gereken kasık kanalı kapanmadığı için ortaya çıkar. Kasık Fıtığı Ameliyatı ile bu sorundan kurtulmak mümkündür. Kasık fıtıklarında fıtığın yerinin belirlenmesi, durumuna bakılması uygun tedavi için oldukça önemlidir. Daha önceden ameliyat olmuş kişilerde de fıtığın kesi yeri önemlidir. Tedaviye gidilirken ve tedavi yöntemine karar verilirken mutlaka bu ayrıntılara dikkat etmek gerekir. Kasık fıtıklarında cerrahi müdahalenin önemi büyüktür. Cerrahi müdahalenin türüne hastanın genel durumuna bakılarak karar verilebilir.

Kasık fıtığı tedavisinde son yıllarda en çok kullanılan yöntem yamadır. Çünkü yamalarla ameliyat çok daha kolaydır ve gerdirmesiz olduğu için de hastanın ameliyat sonrasında yaşadığı sorunlar en aza iner. Fıtığın durumuna, yırtığın ölçüsüne göre şekillendirilebilen yamalar ile yapılan Kasık Fıtığı Ameliyatı ile başarı oranı oldukça yüksektir. Daha önce fıtık operasyonu geçirmiş kişilerde de yamaların kullanılması en doğru tedavi yöntemidir. Aslında uzun yıllardan bu yana fıtık tedavisinde kullanılan yamaların o dönemler üretimi çok zor olduğu için ve yeterince test edilemediği için fıtık tedavisinde en son seçenek olarak kullanıldığı biliniyor. Ancak teknolojinin gelişmesi, fıtık ameliyatlarında artık yamaların daha sık kullanılmasına da olanak sağladı. Daha modern teknoloji ile üretilen yamalar sayesinde artık daha başarılı sonuçlar alınabiliyor.

Kasık Fıtığı Ameliyatı iki yöntem ile yapılabiliyor. Bunlardan birincisi, Lichtenstein yani açık yöntem ile yapılan ameliyatlar. Bu yöntemde, fıtığın bulunduğu alana 8-10 cm’lik bir kesi ile ulaşılıyor ve yama burada bulunan yırtığın çapına göre adalelerin hemen arkasına yerleştiriliyor. Hastaya açık ameliyat sırasında genel anestezi verilmesi de şart değil. Bu ameliyat hastanın isteğine göre lokal anestezi ile de yapılabilir. Lokal anestezinin de kullanılabiliyor olması bu yöntemle bütün hastaların ameliyat edilebilmesine olanak sağlar. Açık ameliyatın en büyük avantajı bu olsa da hem maliyet açısından hem de kullanılan malzemeler açısından daha uygundur. Aynı zamanda kapalı ameliyata oranla daha kolay olan bu yöntemi bütün cerrahlar uygulayabilir. Özel bir uzmanlık olması şart değildir. Ameliyat sonrasında nüks ve risk oranı oldukça düşüktür. Hastalar açık ameliyatın yapılmasının hemen ardından evlerine dönebilirler. Hastalar açık fıtık ameliyatının ardından işlerine ve normal hayatlarına daha kolay adapte olabilirler.

Kasık Fıtığı Ameliyatı sırasında kullanılan ikinci yöntem yani, Laparoskopik kasık fıtığı ameliyatı olarak da adlandırılan kapalı fıtık ameliyatında operasyon, küçük deliklerin karın duvarlarına açılması ile yapılır. 1.5 cm genişliğinde göbeğin yakınında açılan deliklerle yapılan bu ameliyatta aynı anda hem sağ, hem de sol kasıktaki fıtıklara bulaşılabilir. Bir kamera ile bu delikten içeriye girilir ve içeri yine açılan başka deliklerle ulaşılır. Bu aletlerle yapılan fıtık ameliyatı, sırasında çevre dokulardan kurtarılan fıtık kesesi karın içine yeniden alınır. Yama daha sonra bir rulo haline getirilir ve açılan delikten karın duvarı içine sokulur. Yamalar artık yüksek teknoloji ile üretildiği için hafızalıdır ve karın içerisine yerleştirildiğinde eski şeklini alır. Karın içerisine yerleştirilen yamayı tutturmak için ise vidalardan yardım alınır. Titanyumdan yapılan bu vidalar, 3,5-4 mm uzunluğundadır. Bu yöntemde de hastanın normal hayatına adapte olması oldukça kolaydır. Fıtık ameliyatlarında her iki yöntemde de başarı ve tedavi sonrası iyileşme oldukça yüksektir. Hastalar kısa sürede hastaneden taburcu olur ve normal hayatına geri döner.

Estetik cerrahi

Vücutta doğumsal ya da sonradan meydana gelen şekil bozukluklarının tespit edilerek giderildiği cerrahi alanına estetik cerrahi adı verilmektedir. Estetik operasyonlara bazen zorunlu, bazen de daha güzel görünmek adına başvurulabilir. Estetik cerrahi vücudun sadece belli bölümünde bulunan sorunları kapsamaz. Tüm vücutta olan sorunlar estetik cerrahinin alanına girmektedir. Sonradan yaşanan travmatik olaylar, doğum sırası ya da anne karnında iken oluşan anomaliler estetik cerrahi sayesinde giderilebilir. Doğumsal olarak yaşaman yapışık parmak, yarık damak ve dudak, vasküler kitleler estetik operasyonlarla giderilebilir. Bunun yanı sıra travmatik olarak oluşan yakınlar, yüz yaralanmaları, organ kopmaları, kesiler, kronik yaralar, yumuşak doku ve çeşitli deri tümörleri de estetik operasyonla müdahale edilebilen anomalilerdir. Bu gibi durumlar zorunlu estetik operasyon gerektiren durumlardır. Ama kişiler kendi isteklerine göre vücutlarında beğenmedikleri bölgeleri de estetik operasyonla yaptırabilir. Estetik operasyona en çok başvurulan düzeltme ise burundadır.

Hasta ve doktor arasında iyi bir uyum ve diyalogun olması estetik cerrahide oldukça önemlidir. Çünkü hasta ve doktor arasında yapılan görüşmelere göre en az zarar verecek ve en basit uygulama seçilir. Örneğin vücutta bulunan bir yaraya müdahale edilecekse öncelikle en basit yöntem olan primer onarılmaya gidilir. Ancak yara olan bölümde doku kaybı da varsa, hastaya mutlaka greft yani deri yaması uygulaması yapılmalıdır. Ancak bazı hastalarda bu uygulama da yeterli gelmez ve flepler kullanılır. Doku kaybında en temel kural ise kaybolan dokulara en yakın dokuların seçilmesi ve onarımın bu şekilde yapılmasıdır. Kişinin kendinden alınan dokular ile bu uygulama yapılabilir ve çok başarılı sonuçlar alınır. Hasta kendinden doku alınmasına uygun değilse, mutlaka başka kaynaklardan yine hastaya en uygun dokuların seçilmesi gerekmektedir. Estetik cerrahide hastanın kendisinden, kadavradan ve hatta hayvanlardan alınan deriler kullanılarak yamalar yapılabilir.

Estetik cerrahinin en çok tercih edilen alanına baktığımızda ise vücut imajının bozuk olduğunda düzeltilmesi olduğunu görürüz. Genel olarak hastalar bu durumlarda tıbbi sorunlardan çok estetik ve güzellik kaygısı ile operasyon yaptırmak ister. Burun esttetiği, meme büyültme ve küçültme ameliyatları, dudak büyütme gibi birçok dış görünüm estetik cerrahinin alanına girmektedir. Burun estetiği bazen tıbbi nedenlerden, bazen de güzellik kaygısı ile yapılabilmektedir. Örneğin meme küçültme operasyonları da sadece estetik kaygısı ile yapılmaz. Aşırı şişman kişilerde, sağlık açısından da meme küçültme operasyonlarına başvurulabilir. Mutlaka uzman doktorlara başvurarak estetik operasyonları yaptırmak gerekir. Klinik koşullarının uygun olması, doktorun uygulama yapılacak alan için uzman olması hem sağlık hem de başarı açısından oldukça önemlidir. Aynı zamanda işinin uzmanı olmayan kişiler tarafından yapılan estetik operasyonlarda geri dönüşü çok zor olan komplikasyonlarla da karşı karşıya kalmak mümkündür.

Başarılı bir estetik cerrahi operasyonu için uygulanan yöntemler farklılık gösterebilir. Yani uygulamada operatif ve operatif olmayan yöntemler ayrı ayrı kullanılabilir. Mesela sarkmış deriye hem operasyonla müdahale etmek, hem de gerdirme ile müdahale etmek mümkündür. Uygulamanın nasıl yapılacağına ise hasta ve doktor karşılıklı konuşarak karar verebilir. Özellikle burun estetiğinde, hastalar istedikleri burun şeklini doktora anlatır ve bilgisayar ortamında hastanın yüzüne bu burun şeklinin uygulaması yapılarak hastaya gösterilir. Hekimin ve hastanın onayı ile uygulamaya geçildiğinde bilgisayar ortamında burun görüldüğü için uygulama daha kolay bir şekilde yapılır. Major operasyonların yanı sıra ince kırışıklıklar, lekeler, eski yara izleri, akne tedavisi de estetik cerrahinin alanına girmektedir. Her cerrahi işlemde olduğu gibi estetik cerrahide mutlaka uzman hekimlere başvurmak gerekir.

Kanal Tedavisi

Çoğu insan ağız sağlığına dikkat etmemektedir. Günün yoğunluğu, yorgunluğu arasında ağız ve diş sağlığına dikkat etmemekte, ağız ve diş bakımlarını düzenli olarak yapmamaktadır. Dişlerinde bir sorun olmadığını düşünerek düzenli aralıklarla doktor kontrolünden geçmek istemezler. Ancak zamanla bu durum büyüyerek, ciddi boyutlarda sorunlara yol açmaktadır. Çoğu insan, ihmal ettiği dişlerinin bedelini ağır ödemektedir. Çektikleri ağrı ve acı ise caba olarak kalmaktadır. Gün içinde yenilen yemeklerin artıkları, içilen içeceklerin birikintileri, kafeinli içeceklerin dişlerde bıraktığı etki zamanla diş sorunlarına yol açmaktadır. Çürüyen, ağrıyan dişler, iltihaplı diş etleri insan yaşamını olumsuz etkilemektedir. Kişilerin bu boyuta gelmeden önce bakımlarını yaptırmaları gerekir. Maalesef çoğu birey son aşamada doktora gitmektedir. Sağlıklı gülüşler, rahat nefes alıp vermek için ağız sağlığına önem vermeniz gerektiğini unutmamalısınız. Dişlerin zamanla çürümesiyle birlikte daha büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bazı dişler iltihaplanmakta, bazıları sadece ağrı şeklinde kendini belli etmekte, bazıları ise dişlerin dökülmesine yol açmaktadır. Diş kökünün iltihaplanması yoluyla, dişlerde bulunan sinirin iltihaplanması sonucu sorunlu dişler ortaya çıkar. Bu durumda yapılması gereken kanal tedavisi işlemidir.

Kanal tedavisi çoğu insanın korktuğu, endişe duyduğu bir işlemdir. Ancak diğer yöntemlere oranla maddi açıdan en az külfetli olan ve en sağlıklı, en sağlam olan tedavi yöntemidir. Her yaştaki birey için uygulanması mümkündür. Kanal tedavisi kişinin sağlık durumunun derecesine göre en fazla 2 seansta tamamlanmaktadır. Tedavi sonrasında belirli aralıklarda doktorunuza kontrol ettirmenizde fayda vardır. Sorunlu dişlerin en etkili çözümü olarak bilinen kanal tedavisi yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kanal tedavisinin gerekli olduğu durumlar olarak şunlar söylenebilir: Yemek yerken ağrı hissetme, diş ve diş etinde iltihap belirtilerini görme, sıcak veya soğuk gıdalar tüketirken dişte oluşan hassasiyetin yüksek derecede olması, dişlerin renginde belirgin şekilde değişiklik görülmesi ( aşırı sararma, morarma veya kararma ). Bu belirtilere sahip bir dişiniz varsa mutlaka bir diş doktorundan yardım almalısınız. Doktorunuz en uygun tedavi olarak ve en uygun maddiyatta işlem olarak kanal tedavisini sizler için uygun görecektir.

Birçok insan kanal tedavisi uygulamasına tedirgin yaklaşmaktadır. Dişin eski görünümünde olup olmayacağı endişesi bireylerin aklını kurcalayan bir konu olarak bilinmektedir. Kanal tedavisi, diş kökünün iltihaptan arındırılıp temizlenmesi ve diş kökünün uygun malzemelerle doldurulması şeklinde yapıldığı için görünüm olarak hiçbir değişiklik meydana gelmemektedir. Kişiler gönül rahatlığıyla yaptırabilirler. Kanal tedavisi birkaç aşamadan geçtikten sonra tamamlanmaktadır. İlk olarak dişin durumunu kontrol etmek için radyasyonlu bir film çekimi yapılmalıdır. Daha sonra sorunlu olan diş kökü iltihaplardan arındırılmalıdır. Özenli bir çalışma sonucunda temizlenen diş kökü iyice kontrol edilmelidir. Kişinin ağrı ve acı hissetmemesi için dişin ve ağzın uyuşturulması için insan sağlığına zarar vermeyen uyuşturma malzemesi diş etinden enjekte edilir. Bu işlem iğneyle olabileceği gibi, sprey şeklinde de olabilmektedir. Diş kökünde kalan iltihap, daha sonra yine aynı soruna yol açabilir veya daha büyük sorunlara yol açabilir. Aynı zamanda vücutta farklı tepkimelere de yol açtığı görülmektedir.

Diş sağlığı için uygulanan kanal tedavisi işleminde iltihap kurutulur, temizlenir ve temizlenen kısım uygun maddelerle doldurulur. Sonraki aşamada rubber dam dişe takılarak restorasyon sağlanır. Dişin görünümüne zarar vermeyen bütün bu işlemler, kişinin sağlıklı bir şekilde hayatını devam ettirmesi açısından önem taşımaktadır. Döner başlıklı aletlerle özel olarak yapılan kanal tedavisi, dişin iltihaptan arındırılması için tasarlanmış diş bakım aletleriyle yapılmaktadır. Dişin daha sonra aynı sorunu yaşamaması adına titiz bir çalışma isteyen bir tedavi yöntemidir. Bu işlemin uygulanmasının yanı sıra, doktorunuzun başarılı olması da büyük önem arz etmektedir.

Uyku laboratuvarı

Uyku laboratuvarı, uykuda solunum sorunlarının teşhis ve tedavisi için kurulmuş laboratuvarlardır. Burada hastanın uyku sırasında yaşadığı bütün sorunlar klinik ortamda bir bilgisayara kaydedilir ve daha sonara da incelenir. Bu özel odalar ev ortamı şeklinde hazırlanır ve hastanın burada uyuduğu sırada kendisini evinde gibi hissetmesi sağlanır. Hasta gece boyunca takip edilir ve kaydedilir. Kayıt sırasında özellikle hastanın Çene kas gerilimi elektrosu (çene EMG), beyin elektrosu (EEG), yatış pozisyon kayıtları, göz hareketleri elektrosu (EOG), soluk alıp verirken burundan giren hava akımı, kan oksijen seviyesi, Soluk alıp verirken ki göğüs ve karın hareketleri, Kalp grafisi (EKG) ve Bacak kas kasılmaları elektrosu (bacak EMG) kayıt altına alınır. Daha sonra uzman hekimler tarafından bu kayıtlar incelenir ve hastanın yaşadığı uyku sorunları da böylece tespit edilir. Hastanın uyku evresi bu kayıtlar sayesinde net olarak belirlenebilir.

Uyku laboratuvarı, kayıtlarında hastanın uyurken yaşadığı solunum olaylarında anormallikler olup olmadığı da net olarak anlaşılabilir. Uyku apnesi teşhisinde uyku laboratuvarının önemi büyüktür. Hastanın uyku sırasında ve uyanıklık halinde gösterdiği reaksiyonlar tek tek tespit edilir. Bir sonraki aşamada ise tespit edilen bu durumların tamamı yeniden bilgisayar ortamına aktarılır. Hastanın uykunun hangi evresinde olduğu, uyku kalitesi, hangi pozisyonlarda uyuduğu, kalp atımlarındaki değişimler hep buradan tespit edilebilir. Eğer hastanın uyku sırasında yaşadığı bir hastalığı varsa bunun teşhisi rahatlıkla konulabilir, aynı zamanda da hastalığın ciddiyeti de belirlenebilir. Uyku laboratuvarlarına en çok yatırılan hastalar uyku apnesi sorunu yaşayan hastalardır. Çünkü bu hastalık uyku sırasında nefes durmasına neden olduğu için oldukça tehlikelidir. Bir an önce teşhis ve tedavi edilmesi gerektiği için bazı şikayetleri olan hastalar uyku laboratuvarlarında kontrol altına alınır.

Hastalar uyku laboratuvarı kontrolüne alınmadan 1 hafta öncesinde kullandıkları sakinleştirici ilaçları mutlaka kesmelidir. Ayrıca hastalar odaya alınacakları gün akşam üstü göğüs ve bacak kıllarını temizlemeli, duş almalı ve sakallarını kesmelidir. Uyku laboratuvarı kontrolüne girileceği gün hastanın alkol, gazlı içecek, kahve ve çay tüketmemesi de istenir. Eğer hasta sigara kullanıyorsa, 4 saat öncesinde sigara içmeyi bırakmalıdır. Uzun kollu ve uzun bacaklı pijama ile gelmeli ve uykuya bu şekilde yatmalıdır. Uyku laboratuvarına şu kişiler yatırılabilir;

 Horlayan,
 Uykuda nefesinin kesildiği belirtilen,
 Gündüz yorgun ve uyuklaması olan hastalar
 Obezite hastaları
 Gece terlemesi olan hastalar
 Gece idrarı çok olan hastalar

Uyku laboratuvarı kontrolünde eğer bir hastaya uyku apnesi teşhisi konmuşsa, hastalar hemen pozitif basınçlı solunum cihazları ile tedaviye alınmalıdır. Farklı tiplerde olan bu cihazlardan sürekli hava basıncı verenlere CPAP, solunum tamamen durduğu durumlarda tetikleyici özelliği olan BPAP-ST, nefes alırken yüksek nefes verirken düşük basınç veren BPAP, çoğalan solunum bozukluklarında (chayne – stokes solunumu) BPAP OTO SV (ASV) adı verilir. Hastalarda hangi cihazın kullanılacağına yapılacak olan KBB kontrolünden sonra karar verilmektedir. KBB muayenesinde hastanın üst solunum yollarında bir sorun olup olmadığına bakılır. Eğer üst solunum yolları açıksa uygulamaya hemen başlanır. Ama üst solunum yollarında tıkanıklık varsa, önce açılması ardından da uygulamaya başlanması gerekir. Hastanın bu işlem için uyku odasında ikinci gecede tekrar yatırılması gerekir. Çünkü solunum yolları kapalı olan hastaların sorunu bu durumdan da kaynaklanıyor olabilir. İkinci gecede de uyku apnesi teşhisi konulursa, hemen tedavi aşamasına geçilmelidir. Uyku apnesi mutlaka kontrol altına alınması gereken ciddi bir uyku hastalığıdır.

Liposakşın

Liposakşın yani halk arasında bilinen adı ile yağ alma ameliyatı fazla kiloları olan kişiler tarafından en çok tercih edilen operasyonlar arasındadır. Neden Liposakşına ihtiyaç duyulur, nasıl uygulanır, ne adar sürer ve liposakşın ile kilo vermek mümkün müdür en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor. Aslında liposakşın ameliyatının anlatımı oldukça basittir. Mesela evi temizlerken, koltuğun üzerindeki tüyleri elektrikli süpürge nasıl çekiyorsa, bu uygulamada da yağlar vücuttan öyle çekilir. Uygulama sırasında vücutta hiçbir yer zarar görmez. Yani kaslarınızda, sinir ve damarlarınızda hiçbir zedelenme olmadan yağlar vakum aleti ile vücudunuzdan alınır. Liposakşın asla bir zayıflama yöntemi değildir. Bu uygulama ile yağlar alınır, kilo verilmez. Vücuda minicik bir delik açılır ve buradan girilerek, yağların fazlası alınır. Halk arasında Liposakşın ameliyatı ile ilgili bilinen en büyük yanlış kilo verdiriyor olduğudur.

Liposakşın ameliyatı sırasında hastanın vücudunda büyük yaralar oluşmaz. Sadece vücuda girilen küçücük delik kadar yara ortaya çıkar. Adı üstünde yağ alma ameliyatı olan uygulamada tepeden tırnağa yağlarınız da vakumla çekilmez. Sadece bölgesel olarak yağlarınız alınır. Kalça ve karın inceltmek konusunda en çok tercih edilen uygulama budur. Ama spor ve diyet yapmadan zayıflamak istiyorum, bu nedenle de Liposakşın ameliyatı yaptırmak istiyorum diyenler boşa uğraşırlar. Çünkü baştan beri belirttiğimiz gibi bu uygulama ile zayıflamak mümkün değildir. Mesela diğer bölgelerinizdeki ya kalınlığı 3 cm iken kalça bölgenizde yağ kalınlığı 9 cm ise bu bölgeye uygulama yaptırabilirsiniz. Yağ aldırma ameliyatı ile kalçalarınızdaki yağ kalınlığını 3 cm’e indirebilirsiniz. Ama ne kadar diyet yaparsanız yapın bu kalınlığı diğer bölgelerle eşitleyemezsiniz. Kısacası diyetle incelmeye çalışırsanız diğer bölgelerden de vereceğiniz için asla aynı seviyeyi yakalayamazsınız.

Liposakşın ameliyatındaki en büyük yanılgılardan biri de bir daha bu yağların geri gelmeyeceğine inanmaktır. Ama işin aslı öyle değildir. Eğer uygulamadan sonra diyet ve spor yapmazsanız yeniden kilo almanız mümkündür. Spor ve diyet ile uygulamayı desteklemeniz durumunda bir daha bu yağlanmalar geri gelmez. Eğer yağ aldırma ameliyatı yaptırdıysanız ve yaptırmadan önce de size bir daha kilo almayacağınız vaat edildiyse bunu tamamen unutun. Eğer dikkat etmezseniz hiç istemediğiniz sorunlarla karşı karşıya kalmanız kaçınılmazdır. Yağ alma ameliyatı hasta için olmasa da uygulamayı yapan hekim için bir hayli yorucu bir operasyondur. Bazen 15 dakika içinde operasyon sona erebilirken, bölgenin durumuna göre bazen de 3 saat sürebilir. 15 dakika süren operasyonlar genellikle diz yağlarının alınması operasyonlarıdır. Ama bel, kalça, karın, göğüs ve bacak içi bölgelerde aspire edilecek yağ oranı 4 – 5 kiloya kadar çıkmaktadır. Bu da operasyonun en az 3 saat sürmesi anlamına gelir.

Ameliyat sırasında ve sonrasında hasta çok zorluk çekmez. Liposakşın ameliyatında uygulama yapılacak olan bölgeye ağrı ve kanama önleyici ilaçlar enjekte edilir. Hasta uygulamada hiç zorlanmadan ve acı duymadan zaman geçirir. Aynı şekilde uygulama sonrasında da hastanın bir sorun yaşaması çok düşük bir ihtimaldir. Hasta aynı gün içinde taburcu edilir ve normal hayatına geri döner. Sadece vücuttan ilaçlar atıldıktan sonra hastanın biraz ağrı çekmesi mümkündür. Böyle durumlarda da hastanın ağrı kesici ilaçlar alması yeterli olacaktır. Uygulamayı mutlaka hijyenik kliniklerde ve uzman ellerde yaptırmak gerekir. Her ne kadar riskli bir uygulama olmasa da amatör kişilerle yapılması uygun olmaz. Bu nedenle uygulama yaptırmadan önce araştırma iyi yapılmalı ve uygun klinik tercih edilmelidir.

Floroskopi

Radyolojinin en eski ve en temel bölümlerinden biri olan Foloroskopi, kadın üreme organları, sindirim sistemi, idrar yolları gibi vücudun bir çok bölümünün incelenmesinde günümüzde de hala çok sık kullanılır. X ışınları ile çekilen Floroskopi çekimi sırasında madde denilen ilaçlarla görünmeyen yapılar boyanır ve görünmesi sağlanır. Diğer görüntüleme cihazları ile Foloroskopi arasındaki fark ise budur. Foloroskopi’de baryum ve iyot gibi kontrast maddeler kullanılır. Bu maddeler radyolojiktir ve görüntülemeyi kolaylaştırır. Hastanın rahatsızlığına göre uygulanacak kontrast maddeler seçilir. Bu maddeler hastaya birkaç farklı yolla verilir. Mesela bazı hastalara içilerek verilirken, bazılarına enjekte edilir, bazılarına ise lavman yöntemi ile verilmektedir. Kontrast maddenin verilmesinden sonra hastanın hangi organı izleniyorsa, o organ ekranda incelenir ve aynı zamanda da ekranda farklı açılardan filmi alınır. Doktor hem canlı canlı hem de filmlerden inceleme yapabilir.

Foloroskopi işlemi öncesinde hastanın hazırlanması gerekir. Diğer radyolojik görüntüleme sistemlerinde olduğu gibi bu görüntüleme sisteminde de hasta, üzerinde bulunan bütün metalleri çıkartır. Ayrıca hasta bütün kıyafetlerini de değiştirir ve hastane önlüğü giyer. Az miktarda da olsa hastalar Foloroskopi işlemi sırasında radyasyona maruz kalmaktadır. Hastanın bu kadar radyasyona maruz kalması foloroskopinin tanıdaki önemine bakıldığında çok da önemli görülmez. Çünkü bir çok kanser türünde Foloroskopi oldukça önemlidir. Uygulama sırasında teknisyen ve hekimlerin de radyasyona maruz kalmaması gerekir. Bu nedenle onlar görüntüleme sırasında kurşun önlük giyer ve özel bir bölmede görüntüleri izler. Kalın bağırsak, kadın üreme organları, üst sindirim sistemi, idrar yolları, ince bağırsak Foloroskopi işlemi ile incelenen bölgelerdir. Bu organların tamamında yapılacak inceleme sırasında mutlaka kontrast madde verilir. Kontrast madde verilmeden yapılan görüntülemenin diğer görüntüleme sistemlerinden hiçbir farkı yoktur.

Özellikle üst sindirim sisteminde Foloroskopi işlemi oldukça önemlidir. Hastalar bu görüntüleme öncesinde en az 8 saat yemek yememeli, sigara ve su da içmemelidir. Eğer hastanın sürekli olarak kullandıkları ilaçlar varsa ve bu 8 saat içinde alması gerekiyorsa, çok az miktarda su ile bu ilaçları alması mümkündür. Eğer hastaya üst sindirim sistemi için Foloroskopi yapılacaksa baryumlu kontrast madde içirilmesi ve gaz yapıcı tabletler verilmesi gerekmektedir. Hastanın mide hareketlerinin de tetkik sırasında azaltılması gerekir. Bunun için de hastaya damardan mide hareketlerini azaltacak ilaç verilir. Midenin daha iyi görüntülenmesi için şişmesi önemlidir. Verilen bu ilaçlar da midenin şişmesin sağlayacaktır. Doktor verilen bu ilacın yemek borusundan mideye kadar ilerleyişini izler, aynı zamanda bu izleme sırasında da filmler çekilir. Yaklaşık yarım saat süren bu görüntüleme işleminin sonunda hastaya daha kolay teşhis konulur.

Özellikle kadın üreme organları için Foloroskopi görüntülemesinin önemi büyüktür. Bir çok kitlenin ve tümörün tespiti bu görüntüleme işlemleri ile sağlanmaktadır. Özellikle kanser türlerinde erken teşhisin önemi düşünülürse bu yöntemin önemi de anlaşılacaktır. Kadın üreme organlarında yapılacak görüntüleme öncesinde de hastanın adet dönemine çok dikkat etmek gerekir. Hastanın son adet başlangıcından 7 – 10 gün sonra görüntülemenin yapılması gerekmektedir. Sadece bir ağrı kesici verilir ve hastaya başka bir şey verilmeden uygulamaya alınır. Kadın üreme organları incelenirken kontrast madde, hastanın rahim içine yerleştirilen bir tüp aracılığı ile verilmektedir. Uzun bir işlem olmamakla birlikte kadın üreme organlarında yapılan incelemenin 10 dakika kadar sürdüğü bilinmektedir. İşlem sonrasında hasta hafif ağrı ve vajinal akıntı şikayeti yaşayabilir. Eğer hastanın ağrısı beklenenden fazla olursa, ağrı kesicinin dozu biraz arttırılabilir.

Epidural Doğum

Anne adayları genel olarak bebeklerini normal doğum ile dünyaya getirmek isterler. Ama gerek hamilelik sırasında oluşabilen aksilikler, gerekse annenin normal doğum korkusunun bir anda ortaya çıkması ise sezaryenle doğum yapmak zorunda kalınabiliyor. Epidural Doğum işte bu noktada ortaya çıkıyor. Anneye Epidural Anestezi verilerek yapılan doğuma Epidural Doğum adı veriliyor. Genel anestezi ile Epidural arasındaki en önemli fark, annenin ameliyat masasında belden aşağısının uyuşturulmasıdır. Bu sırada annede bacak ve ayaklarda tamamen his kaybı oluşmaz. Yani ayaklarını oynatabilir ve bacaklarını hissedebilir. Özellikle doğum sırasında yaşanan her şeyi görmek isteyen anne adayları genel anestezi yerine Epidural anestezi tercih eder. Bu sayede bebeğin sezeryanla alınması anına anne de tanıklık edebilir. Uzman doktor ve anestezi uzmanı anne adayına ne kadar anestezi verileceğine karar verir.

Epidural Doğum artık anne adaylarını doğum sancıları rahatsız etmeye başladıktan sonra yapılır. Doğum kanalının 4 cm açılması ile anne adayı doğum odasına alınır. Bu sırada anne adayının kalp atışı, nabız ve oksijen durumunun takibi için gereken bütün önlemler alınır ve koluna serum takılır. Epidural doğum sırasında başarılı bir uygulama için hekim ve anne arasında uyumun yakalanması ve anne adayının rahatlatılması gerekir. Epidural anestezi uygulaması anne adayı oturur pozisyonda iken yapılır. Doktor tarafından belirlenen pozisyon alındıktan sonra anne adayına anestezi verilir. Bir iğne ile anne uyuşturulduktan sonra başka bir iğne ile yine bu aralığa girilir ve kateter denilen ince tüp bu alana yerleştirilir. Anne adayına ilaçlar bu tüp yardımı ile verilir ve ilacın verilmesinden kısa süre sonra anne adayının sancıları biter. Bu uygulamada en önemli nokta sadece sancıların dinmesidir, rahim kasılmaları asla engellenmez. Yani Epidural anestezide normal doğum aynı şekilde devam eder, ancak anne adayı asla acı hissetmez.

Epidural Doğum sırasında anne adaylarının en büyük korkusu ile olası komplikasyonlardır. Halk arasında belden aşağının uyuşturulması durumunda anne adayının felç kalabileceği gibi yanlış bir inanış da vardır. Konusunda uzman hekimler tarafından uygun koşullarda yapılan uygulamada böyle bir durum asla söz konusu olamaz. Sadece düzeltilmesi mümkün olan bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bunların başında ise tansiyon ve nabız düşmesi gelmektedir. Ani tansiyon düşmesi, bebeğin ana toplardamara baskı yapması nedeni ile en sık görülen sorundur. Belirtileri ise baş dönmesi, kendini fena hissetme, ani göz kararması şeklinde kendini gösterebilir. Bazı damar daraltıcı ilaçlar ve önceden verilecek serumlar ile tansiyon düşmesinin önüne geçilebilir. Zaten böyle bir sorun yaşamanız durumunda anestezi uzmanı her an yanınızda olacak ve size müdahale edecektir.

Uygulama sonrasında da bazı komplikasyonlar görülebilir. Epidural Doğum sonrasında anne adayları genelde baş ağrısından şikayet eder. Aslında bu anestezinin yan etkisi değildir. Eğer uygulamayı yapan kişi işinin uzmanı değilse, dura zarının kaza ile delinmesi sonucunda baş ağrısı görülebilmektedir. Hastanın çok hareket etmesi de bu zarın delinmesine neden olabilir. Bel ağrısı da epidural doğum sonrası görülen yan etkilerden biridir. Ama bu normal doğumda da görülebilen bir şikayettir. Anestezi alan bazı hastalarda uygulama sonrasında ya da sırasında nadiren de olsa kusma ya da bulantı görülebilir. Böyle durumlarda da anestezi doktoru gereken müdahaleyi yapar. Enfeksiyon riski her enjeksiyonda olduğu gibi epidural anestezide de vardır. Bazı anne adaylarında kullanılan ilaçlar nedeni ile alerjik reaksiyonlar da gözlenebilir. Basit ilaç kullanımı ile bu reaksiyonların da önüne geçilebilir. Nadiren de olsa geçici ve kalıcı sinir hasarlarının görülmesi mümkündür.

Suda Doğum Nasıl Yapılır

Doğum yöntemleri arasında en ağrısız ve en kolayı olarak bilinen suda doğum, artık anne adaylarının doğum korkusunu yenmesini sağlıyor. Geçmişine bakıldığında ise suda doğumun tamamen tesadüf eseri bulunduğu görülüyor. Fransa’da 1803 yılında sadece bir tesadüf sonucunda ortaya çıkan suda doğum yöntemi yıllar içinde diğer ülkelere de yayıldı. Özellikle son yıllarda suda doğum tercih eden anne adayı sayısı oldukça fazla. Suda doğumu bir anne adayı tesadüf esri bulmuştur. Uzun süren doğum nedeni ile ağrılara katlanamayan ve ılık su dolu bir küvete girerek dinlenen anne adayı ağrılarının durduğunu fark etmiştir. O yıllardan bu yana suda doğum yöntemi hastanelerde de klinik olarak uygulanmaya başlanmıştır.

Suda Doğumun Avantajları
Diğer doğum türlerine göre oldukça kolay ve avantajlı olan suda doğum, bebeğin dünyaya gelmesini kolaylaştırması ve ağrıları hafifletmesi ile bilinir. Bu metotta kasılmalar su sayesinde düzene girer ve rahime giden kan akımı artar. Aynı zamanda bebeğin geliş kanalları da suyun etkisi ile yumuşar ve gevşer. Doğum bu sayede daha rahat ve acısız bir şekilde gerçekleşir. Suda doğumun en büyük avantajı ise vajina ağzında oluşabilecek yırtıkların önüne geçmesidir. Sadece doğum sırasında değil, suda doğum sayesinde anne adayının doğum sonrasında acı çekmesinin de önüne geçilir. Bebek içinde yararlı olan suda doğum, bebeğin anne karnındaki su dolu ortamdan tekrar aynı ortama gelmesini sağlar. Yani bebeğin ortamı değişmediği için adapte olmakta zorlanmaz ve daha az ağlar.

Suda Doğum Riskli midir?
Diğer doğum türleri kadar suda doğumda da risk vardır. Bebek ve anneye herhangi bir zararı olmayan suda doğum için bazı şartların oluşması gerektiği de bir gerçektir. Suda doğum yapılıp yapılamayacağına mutlaka hekimin karar vermesi gerekmektedir. Hekim tarafından karar verilmeden önce anne adayının genital bölgesinde yara ya da mantar enfeksiyonunun olup olmadığına dikkat edilir. Eğer böyle bir durum söz konusu ise suda doğum yapılamaz. Aynı zamanda birden fazla bebek bekleyen anne adayları da suda doğum yapamaz. Bu yöntem, diyabet hastaları, astım hastaları, gebelik zehirlenmesi ihtimali olan hastalar, bebeğinin sakat dünyaya gelmesi riski olan hastalar için de tercih edilemez. Bebeklerin kalp atışı normalden azsa ya da oksijen azlığı sorunu yaşanıyorsa da suda doğum tercih edilmez.

Suda Doğum Nasıl Yapılır?
Mutlaka uzman kişilerin gözetiminde yapılması gereken suda doğum, hijyenik bir havuz ve su içinde yapılmalıdır. Eğer gereken hijyen sağlanmazsa hem bebek hem de annenin enfeksiyon kapmasına deneden olunabilir. Havuz içerisindeki suyun mutlaka 37 derece olması gerekmektedir. Doğum süresince de bu sıcaklık kontrol altında tutulmalı ve 37 derecenin altına düşmemesi sağlanmalıdır. Suda doğum yöntemi için anneye özel bir kıyafet giydirilir. Bebek geldiğinde ise hemen kalp monitörüne bağlanır ve kalp atışları kontrol altında tutulur. Suda doğum yönteminde anne adayına düşen görev oldukça fazladır. Çünkü anne adayı hiçbir destek almadan doğumun büyük kısmını kendisi gerçekleştirmektedir. Suda doğum sırasında anneye suni sancı gibi destek sancılar verilmez. Doğumun gerçekleşmesinin hemen ardından anne ve bebek hemen sudan çıkarılır ve gereken kontrolleri yapılır. Suda doğum sayesinde doğum süresi en az 3 – 4 saat kadar kısalmaktadır. Bu nedenle suda doğum oldukça faydalı olarak görülmektedir.

4 Boyutlu Ultrason

Artık bebeğinizin son durumunu 4 boyutlu ultrason ile takip etmeniz mümkün. Bebeğinizin cinsiyeti ne, sağlıklı mı ve hatta kime benziyor sorusunun yanıtını bile 4 boyutlu ultrason sayesinde alabilirsiniz. Ultrason 1970’li yıllardan beri kullanılmaktadır. Ancak yıllar geçtikçe gelişmeye başlamıştır. Ultrason, Prop adı verilen ve vücuda temas eden uçtan yayılan, kulağın duyamayacağı ses ve titreşimlerin ekrana yansımasıdır. Özellikle bilgisayar sektöründe yaşanan gelişmeler sayesinde en ve uzunluk ölçülerinin kullanıldığı standart ultrasona derinlik de eklenmiş ve 4 boyutlu görüntüler elde edilmeye başlanmıştır. 4 boyutlu ultrasonlarda eş zamanlı görüntü almak mümkündür. 4 boyutlu ultra son sayesinde anne karnındaki bebeğin renkli görüntülerini almak, hareketlerini takip etmek ve bir CD’ye kaydetmek mümkün hale gelmektedir. Işıklandırma ve renklendirme tekniklerinin oldukça geliştiği 4 boyutlu ultrason, halk arasında ayrıntılı ultrason olarak da bilinmektedir. Gerçekten de bebeğin hareketleri bu sistem sayesinde en ayrıntılı şekilde gözlemlenir ve anne babaya teslim edilmek üzere kaydedilir.

4 Boyutlu Ultrason Kaçıncı Haftada Çekilir?
4 boyutlu ultrasonda bebeğin durumunu kontrol edebilmek, sağlıklı görüntülere ulaşabilmek için bebeğin amniyotik sıvısının yeterli olması şarttır. Bebeğin kendisinin ve hareketlerinin 4 boyutlu ultrasonda incelenmesi için en uygun ay 3. aydır. Gebeliğin 3. ayından itibaren 4 boyutlu ultrasonla görüntüleme yapılabilir. İlk aylarda yapılan 4 boyutlu ultrason uygulamasında görüntüler net olarak alınamayabilir. Ayrıntılı inceleme ise 4 ve 5. aylarda daha sağlıklı bir şekilde yapılabilir. Daha ilerleyen aylarda bebek büyüdüğü için 4 boyutlu ultrasonla tamamını görüntülemek mümkün değildir. Ancak ilerleyen aylarda da bebeğin bölge bölge görüntülemesi yapılabilir.

4 Boyutlu Ultrasonla Bebeğin Hangi Özelliklerine Bakılabilir?
Bebeğinizin hemen hemen bütün özelliklerini 4 boyutlu ultrasonla görmeniz mümkündür. 4 boyutlu ultrasonun kaliteli görüntüleri ve gerçekliği sayesinde en net bilgilere ulaşmak mümkündür. Bebeğinizin yüzünde herhangi bir sorun var mı, omurgasında bir açıklık var mı, ayak ve el parmaklarında eksiklik var mı 4 boyutlu ultrason sayesinde öğrenebilirsiniz. Aynı zamanda 4 boyutlu ultrason sayesinde bebeğin cinsiyetini de öğrenebilirsiniz. 4 boyutlu ultrason 2 ve 3 boyutlu ultrasonlara göre bebeklerdeki anomalilerin belirlenmesi için çok daha kullanışlıdır.

4 Boyutlu Ultrason ile Bebek Nasıl Görüntülenir?
Bebeğinizi 4 boyutlu ultrasonda net olarak görmeniz için başta da belirttiğimiz gibi amniyon sıvısının miktarının uygun olması gerekmektedir. Aksi halde bebeği görmeniz mümkün olmaz. Aminyum sıvısının miktarı da gebelik haftasına göre belirlenir. Yani o haftada sıvının yeterli olması durumunda bebeğin durumu görüntülerde net olarak anlaşılabilir. Sadece sıvı değil, diğer ultrason türlerinde olduğu gibi 4 boyutlu ultrasonda da bebeğin pozisyonu önemlidir. Bebeğiniz eğer uygun pozisyonda değilse, onun keyfini beklemek zorunda kalabilirsiniz. Eğer bebek uygun pozisyonda değilse anneye şekerli bir şeyler yedirilebilir. Böylece bebek hareket eder ve uygun pozisyonu alır. Ancak bebeğiniz uykuyu seviyorsa bu da işe yaramayacaktır. Ne kadar uğraşsanız da bebeğiniz hareket etmez. Bu durumda bebeğinizi beklemek zorunda kalacaksınız demektir.

4 Boyutlu Ultrasonla Bebeğin Kime Benzediği Anlaşılır mı?
Elbette bir gebelikte en önemli konu bebeğin sağlıklı olup olmayacağıdır. Bunu zaten 2 ve 3 boyutlu ultrasonlarla da öğrenebilirsiniz. Aynı şekilde bebeğin cinsiyetini de diğer ultrason türleri ile anlamanız mümkündür. Ama bebeğinizin kime benzeyeceğini doğmadan öğrenmek için mutlaka 4 boyutlu ultrason tercih etmeniz gerekir. 4 Boyutlu ultrasonda görüntüler oldukça gerçek olduğu için bebeğinizin anneye mi yoksa babaya mı benzediği konusunda fikir yürütmeniz mümkün olacaktır.

1 2 3